• Merve Parla

Film Analizi: Enter the Void

Gaspar Noé`nin 2009 yapımı Boşluk (Enter the Void) filmi, Oscar ve Linda adında iki kardeşin trajik öyküsünü anlatıyor. Hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği filminde Noé, ana karakter Oscar`ın kendi gözünden (p.o.v) kamera açılarına ve flashback sahnelere sıkça yer verirken, karakterlerin içinde bulunduğu duygusal boşluğu en apaçık ve tahrik edici şekilde gözler önüne seriyor. Filmde işlenen fikirlere ve görselliğe yakından bakmadan önce hikaye örgüsüne bir göz atmakta fayda var.


Anne ve babalarını küçük yaştayken bir trafik kazasında travmatik bir şekilde kaybeden iki kardeşten Oscar (Nathaniel Brown), reşit olduktan sonra Tokyo`ya taşınıyor ve tanıştığı uyuşturucu bağımlısı kişiler ve bunlarla yaptığı arkadaşlıklar kendisini amaçsız ve sıkıntılı bir yaşam tarzına sürüklüyor. Bir süre sonra kardeşi Linda`yı da (Paz de la Huerta) Tokyo`ya getirebilmeyi başaran Oscar, onun da para kazanma yolu olarak striptizi seçmesi ve oradaki patronu ile bir ilişkiye başlaması ile kontrolü iyice kaybediyor. Noé filmlerinde görmeye alışık olduğumuz kamera açılarına ve açıkça sergilenen seks sahnelerine yer verilen filmde aile bağları, manevi arayış ve uyuşturucu madde bağımlılığı gibi temalar detaylı olarak işleniyor.


İlk sahneden itibaren seyirciye sunulan ve filmin sonuna kadar ön planda kalan temalardan biri madde bağımlılığı. Kendi bakış açısıyla izlediğimiz Oscar, henüz ilk sahnede DMT kullanıyor ve o andan sonra o öldürülene dek filmi, Oscar`ın yaşadığı uyuşturucu tribi gözüyle izliyoruz. Oscar, Linda ve diğer bağımlı arkadaşlarının durmadan kullandıkları uyuşturucu maddeler, karakterlerin acılarını unutmak ve nasıl kapatacaklarını bilmedikleri duygusal boşlukları doldurmak için kullandıkları araçlar olarak sunuluyor. Polis tarafından vurulmasının ardından yere yığılan Oscar`ın, DMT tribinde mi olduğunu yoksa öldükten sonra ruhunun bedeninden mi ayrıldığını anlamaya çalıştığı anda onu çocukluğuna götüren, uzun süre önce kaybettiği ebeveynleri ve kardeşi ile yaşadığı mutlu günlerin flashback sahnelerini görüyoruz.

Uyuşturucunun yanında para ve seks de karakterlerin hayatlarında öne çıkan kavramlar. Bunlar da karakterleri saptıran ve ruhsal doyum sağlamayan araçlar olarak tasvir ediliyor. Ana karakter Oscar, genç ve nispeten sağlıklı olmasına rağmen düzenli bir işe girmektense paraya ulaşmak için diğer satıcı kişilerle anlaşmalar yaparak uyuşturucu satıyor. Kız kardeşi Linda ise para kazanmak için striptiz yapıyor. Bu şekilde para da, onların hayatlarında önemli bir yer tutan ama onlara duygusal olarak geri dönüş sağlamayan bir diğer öge. Bunun yanında seks de, karakterlerin hayatlarında büyük bir yere sahip olmasına rağmen daima geçmiş travmalarla ve mutsuzlukla ilişkilendiriliyor. Örneğin Linda, patronuyla birlikte olurken hep rahatsız olmuş ve acı içinde görünüyor, hamile kalmasından sonra ise hızlı bir şekilde bebeği aldırıyor. Arkadaşının annesiyle birlikte olan Oscar`ın bir seks sahnesinde ise, Oscar kadının göğüslerine yaklaşırken flashback ile kendi annesiyle banyo yaparken ve annesi Linda`yı emzirirken onun göğüslerini gördüğü anları izliyoruz. Bu durumda, annesi yaşında birisiyle yaşadığı cinsel ilişki, travma geçmişine işaret ediyor ve hissettiği duygusal boşluğu doldurmaya çalışmadaki çaresizliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Filmi görsel açıdan ele aldığımızda, karakterlerin duygularında ve davranışlarında var olan aşırılığın sinematografik olarak da karşılık bulduğunu görüyoruz. Örneğin sahneler arası geçiş, çoğunlukla baş döndürücü kamera açıları ile sağlanıyor. Anlatı bir mekandan diğerine geçerken kamera (göz), yükselip binalar arasında dönerek seyahat ediyor. Flashback sahnelere, bir objeye çok yaklaşıp sonra başka bir zamandaki başka bir objeden uzaklaşarak gidiliyor. Oscar`ın yaşadığı uyuşturucu tribinde ve vurulmasından sonra ise, adeta ruhunun bedeninden ayrılarak onu yukarıdan izlemesi gibi, kamera onun vücudunun üzerinden dönerek yükseliyor ve bu şekilde izleyiciyi şaşırtan ve fazlaca baş döndüren sahneler ortaya çıkıyor. Film boyunca çok fazla sahnede karşımıza çıkan seks eylemi ise, oldukça grafik bir şekilde sergileniyor ve şiddet ile ilişkilendiriliyor. Özellikle filmin sonlarına doğru gördüğümüz seks sahneleri, zorbalığı andırıyor ve aşırı rahatsız edici sesler ve açılar ile seyirciyi tahrik ediyor. Filmin ilk sahnesinden itibaren görülen ve Noé`nin diğer filmlerinde de kullandığı siyah arkaplan-neon renkler kontrastı da bir taraftan ilgi çekici görünürken diğer taraftan izleyicinin gözünü yorarak rahatsızlık hissi uyandıran bir diğer öge. Filmin son 15 dakikasındaki aşırı sert ve kışkırtıcı seks sahneleri, karakterlerin hayatlarındaki sevgisizliğe ve boşluğa bir kontrast oluşturacak şekilde, adı neon harflerle yazılı olan "LOVE" otelinde geçiyor.

Genel anlamda Enter the Void'un, Gaspar Noé tarzı sinemayı sevenler için bir başyapıt olduğu söylenebilir. Uyuşturucu, seks ve yozlaşma gibi temalara filmlerinde sıklıkla yer veren Noé, bu filminde de karakterlerin yaşadığı umutsuzluk, çaresizlik ve manevi anlamda eksiklik gibi çıkmaz duyguları sinematografik anlamda yansıttığı aşırılık ile mükemmel bir şekilde ifade ediyor.

138 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör