top of page

Bones and All’da Tüketim ve Seyahat Üzerine

  • Elif Düz
  • 57 dakika önce
  • 6 dakikada okunur

Luca Guadagnino’nun 2022 yapımı Bones and All (Kemikler ve Her Şey) filmi, çocukluğundan beri yamyamlık dürtüsüyle baş eden Maren isimli bir genç kızın hikayesini anlatır. Korku unsurlarıyla örülü bu romantik büyüme hikayesinde (coming-of-age) Maren, yaşadığı son yamyamlık atağının ardından babası tarafından terk edilir. Babası giderken arkasında, Maren'in çocukluğuna ve anomalisine dair bildiklerinii içeren bir ses kasedi bırakır. Maren, annesini bulmak üzere Amerika’nın doğu kıyısından Ortabatı’sına doğru çıktığı uzun yolculuk boyunca bu kasedi dinler.


Yolda kendisi gibi bir yamyam (eater) olan Lee ile karşılaşır. Bu yolculuk, zamanla ikisinin sorunlu geçmişleri ve paylaştıkları sıra dışı güdü üzerinden bağ kurdukları bir aşk serüvenine dönüşür. Maren, çocukluğundan beri görmediği annesini bulup geçmişinin kökenleriyle yüzleştikten sonra Lee ile Michigan’a yerleşir. Burada dışarıdan bakıldığında tamamen normal görünen bir hayat kurar. Ancak kendini keşfettiği o uzun yolculukta tanışıp kaçtığı ürpertici yamyam Sully, Maren’i yeniden bulacak ve kurduğu bu kırılgan hayatı altüst edecektir.


Maren’in Kasedi: Zamansal Yolculuk Aracı ve Kimlik Belirleyici


Hikayenin şimdiki zamanında geçen araba yolculuğu ile babanın bıraktığı kasedin geçmiş zamanı, sürekli bir etkileşim içerisindedir. Teybin, babanın terk ediş gerekçelerini açıkladığı ilk kısmını dinleyen Maren, annesini bulmak üzere yola koyulur. Çocukluktaki yamyamlık dürtülerinin anlatıldığı bölümün hemen ardından Sully ile tanışır ve birlikte yaşlı bir kadını yerler. Babanın, Maren’in dürtülerini kısıtlamaya başladığı dönemleri anlattığı kısmı dinledikten sonra ise Lee ile karşılaşır; ona aşık olur ve yamyamlığını daha az kısıtlayarak tatmin etmeye başlar. Babanın, kızı için "normal sorunları olan normal bir çocuk" olma dileğini içeren kısmı Lee ile birlikte dinlemelerinin ardından, bir adamı öldürüp beraber yerler. Kasedin sesi, Maren’ı adeta aksine bir eylem almaya iter ya da yaşayacağı olayları geçmişin izleriyle önceden sezdiren bir anlatıcıya dönüşür. Dolayısıyla bu teyp, anneden miras kalan yamyamlığın onun hayatını çoktan çizmiş olduğu algısını pekiştiren bir hatırlatıcı görevi üstlenir.



Maren’in kasede son dokunuşu, Lee’yi terk edip yeniden yalnız kaldığı ana denk gelir. Bu kez kasetle kurduğu ilişki yıkıcıdır: Kasedin içindeki manyetik bantları, yediği bir insanın bağırsaklarıymışçasına dışarı fırlatır. Bu eylem, yamyamlığın hayatını belirlediğine dair o mutlak algıyı kendi içinden söküp atmak istemesinden ileri gelir. Babasının ağzından bir rehber işlevi gören teyp, Maren’in annesinin mektubunu okumasıyla birlikte tamamen işlevsiz hale gelir. Kaderin kalıtsallığını hatırlatma işlevi gören bu mektup, belirlenmiş bir geleceğe karşı koyan Maren’a, eğer annesi tarafından terk edilmeseydi yaşanabilecek olan "olamamış ihtimalleri" düşündürür.


Mektupta, Maren’ın çıktığı sembolik yolculuğun sonu aslında annesi tarafından çoktan yazılmıştır. Buna rağmen annesinin onu öldürme teşebbüsünden kurtulan Maren, ebeveynlerinden kalan bu hafıza nesnelerini üzerindeki birer yük gibi atar. Kalıtsal kaderini reddederek yerleşik, normal bir hayat kurmayı dener.



Yamyamlık ve Tüketim Kapitalizmi


Maren’ın bastırdığı ama bir yandan da merak duyduğu yamyamlığıyla olan ilişkisi, kasedi rahatsız edici kısımlara gelince aniden kapatmasından ancak eninde sonunda yeniden açıp dinlemesinden anlaşılabilir. Karakter, bu dürtülerin tatmin edilmesinin etik sonuçları üzerine kafa yoran, açlık ve empati duygularını eşit derecede hissederek yıpranan biridir. Açlığını doyurmaya karar verdiğinde ise kaçınılmaz bir suçluluk duygusunun esiri olur.


Maren’ın ilk tereddüdünün ardından Sully ile yaşlı kadını yemeyi kabul ettiği sahnede, ekranda kadının eski aile fotoğraflarının yakın çekimleri belirir; arkada ise çiğneme ve yutma sesleri duyulur (00:26:50-00:27:17). Bu sekans, izleyiciyi doğrudan tüketici-tüketilen ilişkisi üzerine düşünmeye iter. Mideye indirilen kişinin de sevdikleri, anıları ve bir tarihi olduğunu hatırlatan bu anlar, tüketim eyleminin doğasını ifşa eder: Tüketebilmek için tüketilenden soyutlanmak gerekir. Yaşlı kadının yenme anı yalnızca sesle iletilirken, kadrajın kadının kişisel tarihine ait belgelere odaklanması, Maren’in yiyebilmek için görmezden geldiği gerçekleri seyircinin gözüne sokar. Filmin de birer tüketicisi olan seyirciye, bu yabancılaşmanın yarattığı rahatsız edici his doğrudan aktarılır.





Benzer bir durum, arabasını çalıp kendisini yedikleri adamın bir ailesi olduğunu keşfettiklerinde de yaşanır. Olay yerinden alelacele kaçan Maren and Lee’nin uzaklaşan Chevrolet’sinden başlayıp, adamın yol kenarında kalan boş arabasına geçen kesit (01:10:29-01:10:43), sadece bir nesnenin değil, sahibinin de işlevi bittikten sonra geride bırakıldığı hissini uyandırır. Bu durum, sinemadaki klasik yol filmlerinin aksine, herkesin yolda kendini keşfeden birer "yolculuk öznesi" olamadığını hatırlatır. Yaşananları sorgulayan Maren şöyle der: "Bir şey hissetmemiz lazım. Çünkü insan katlediyoruz. Eşyalarını çalıp yola devam ediyoruz ve görmediğimiz hayatları mahvediyoruz." (01:11:09-01:11:16). Lee ise bu vicdani çıkışa öfkeyle yanıt verir: "Bunu yapmamız gerek! Bunu yapmak zorundayız! (...) Bunu daha da zorlaştırmaya nasıl cüret edersin?" (01:11:18-01:11:40). Tüketici, kendisini besleyen sistemin sömürü bazlı işleyişini fark ettiğinde (hatırladığında) suçluluk duyar. Ancak sistemin nimetlerinden yararlanan bir özne olarak, ne kadar vicdan azabı çekse de o vahşi iştahı tatmin etme zorunluluğu değişmez.


Lee gaza bastığında Maren yolcu koltuğunda suçluluk içinde kıvranırken, radyodaki bir konuşmacı medeniyetlerin ekonomik yayılmalarının temelinde insan yaratıcılığı olduğunu anlatmaktadır (01:10:44-01:11:02). Lee radyoyu kısar ve ses sahne boyunca boğuk bir şekilde arkada kalır. Az önce adamın evinin penceresinden karısını ve bebeğini görmüş olmak, yani yaşlı kadının evindeki sahnede sadece izleyiciye gösterilen gerçeklerin artık Maren’ın da odağına girmesi, yamyamlık deneyimine dışarıdan bakmasını sağlar. Bu kırılma, filmin yapaylığını ve kurgusunu anımsatan ani sıçramalı kesmelerle (jump cut) vurgulanır (01:09:35-01:09:42). Bu estetik tercih, tüketim ilişkilerinin yabancılaşma aracılığıyla neleri gizlediğini, yani aslında "ürün" haline getirilen etin insanlığını hatırlatır.


Mahrem bir alan olan evin dışarıdan görüntülenmesi ile radyodaki sömürgeci yayılmacılık söyleminin birleşmesi, daha geniş bir düzlemde kapitalizmin şiddet politikalarının ifşasıdır. İlk sahnede bir kaçınma estetiğiyle Maren’ın bilincinden uzak tutulan gerçekler bu sahnede gözler önüne serildiğinde, Maren’ın olmak istediği kişi ile gerçekte olduğu yamyam arasındaki çatışmadan kaçabilmesinin tek yolu arabayı sürmektir. Lee'nin "Şu an ne demem lazım?" sorusuna karşılık Maren, suçluluğun getirdiği çaresizlikle fısıldar: "Sür işte."(01:11:54-01:12:00).


“Sür işte”: Bir Seyahat Filmi Olarak Bones and All


Laderman’a göre Amerikan seyahat filmi (road movie) türü, her ne kadar maddiyat ve aile değerleri odaklı Amerikan ideolojisine karşı isyan etmekle özdeşleşmiş olsa da aslında kolonyal yayılmacılık politikalarının Amerikan kültüründeki yankılarından, yani Vahşi Batı Amerika imgelerinden, kovboy figürlerinden ve fetih anlatılarından beslenerek ortaya çıkmıştır. Bu geleneğin daha ileriki dönemlerinde Bones and All’ın baştan ölmeye mahkum ana çiftinin arketipi olarak kanun kaçağı çifti (outlaw couple, örn. Bonnie ve Clyde) bulunabilir.


Laderman’a göre seyahat filmlerinin genelde bir ana karakter çiftini takip etmesinin sebebi, bu film türünün hakim maddiyatçı ideolojiye karşı isyan ile fetih anlatısı geleneğini devam ettirmesi arasındaki gerilimdir. Bu tür filmlerde seyahat anlatısı, karakterlerin isyankar ve ekstrem dürtülerini izlemelerini işlerken genelde bu karakterleri sonunda cezalandırarak veya aile hayatına sokarak film türünün ideolojik alt metnini ele verir. Guadagnino’nun filminde asi Lee’nin yamyamlık dürtülerini nasıl tatmin edeceğini deneyimle öğrenmiş ve alışkanlık haline getirmiş hali ile Maren’in iştah meselesinin etik bir sorun olduğunu hatırlatan suçluluk duygusu arasındaki çatışma, bu türsel gerilime paraleldir. Filmin sonunda Lee’nin Sully tarafından öldürülmesi ve Maren’in sağ bırakılarak yalnızlığa mahkum edilmesi de türün cezalandırma huyunun tekrarıdır.



Babasını öldürdüğü için kasabasından uzaklaşmak zorunda kalan Lee, Maren gibi son zamanlarını yollarda geçiren bir karakterdir. Püsküllü gömleği ve George Strait şarkısını mırıldanışıyla rodeo kovboylarını anımsatır (00:52:01). Lee’nin tarzı, evi olarak gördüğü yerde insan içine çıkamadığı için göçebe bir hayat yaşayan birinin sürekli yolda olma durumunu romantize etme çabasına benzer. Kız kardeşi, hiç eve gelmemesi ve sürekli yolda olması sebebiyle Lee’ye sitem ederken homofobik bir söylemle gömleğinin tarzını aşağılar; aynı zamanda Lee’nin taklit ettiği göçebe kovboy figürünü de reddetmektedir (00:48:05).

Bu bakımdan Lee’nin olamayacağı bir Amerikan kovboy idealini taklit etmesi ve road movie türündeki filmde karakterlerin yaptıkları yolculuğu sonlandırınca, bir yere yerleşip bir hayat kurunca mutluluğu bulacaklarını düşünmeleri (ama bulamamaları), filmin Amerikan tasavvurunda yer edinmiş olan kendi türüne has gerilimi sorguluyor olduğunu gösterir. Tüketim obsesyonunu simgeleyen yamyam motifinin filmin sonundaki cezalandırıcı işlevi, Amerikan tüketim ideolojisinden kaçışın mümkün olmadığına işaret eder hale geliyor.


Yamyamlığı bitmek bilmeyen bir iştah olarak tüketim kapitalizminin öznelerde uyandırmak istediği arzunun temsili olarak ele alırsak, filmde neden yamyamların marjinal ve kanundan kaçan bir kesim olduğu sorusu sorulabilir. Yeni Dünya’nın "keşfinden" sonra Batı literatüründe yazılan yamyamlık anlatılarını inceleyen Crystal Bartolovich; yamyamlığın sonsuz bir iştahın tatmininin ifadesi olarak hem erken kapitalizmin ütopik hayalini hem de kapitalist iştahına karşı risk teşkil eden başka bir iştahı temsil ettiğini söyler. Bu bakımdan filmdeki yamyamlık, bir tüketicilik temsili olmakla birlikte sermayenin istese de kendisi ulaşamayacağı için ötekileştirdiği iştahın ifadesi de olabilir.


Road movie türünün vadettiği bireysel özgürlük ve hareketlilik üzerinden fetişize ettiği araba ve vasıtası olduğu yolculuğun Maren tarafından bırakılması ile görmezden gelmeye çalıştığı yamyam geçmişinin onu bulmak üzere geri dönmesi, birbirinden ayrı düşünülemez. Bu film türü, eğer özne yollarda yeterince vakit geçirirse er ya da geç “kendini bulacağını”, yani bir kimlik inşa edeceğini savunur. Maren’ın araba yolculuğunun sonucu olarak yamyam kimliğini reddetmesi, kaderin belirleyici olduğunu savunan film anlatısınca kabul edilebilir değildir. Ne tüketiciliği tamamen bırakması (yamyamlığı direkt tüketimin temsili olarak alırsak) ne de sermayenin onaylamadığı şekilde tüketim yapmış olmak (yamyamlığı kapitalizme karşı risk teşkil eden bir tüketicilik olarak alırsak), meta fetişi üzerine kurulu türden bir filmde cezasız bırakılamaz. Çünkü yol anlatısının vadettiği kimlik inşası neticede özneye önceden belirlenmiş seçenekler sunar; ve tüketici olmamak bu seçenekler arasında yoktur.


Kaynakça


Archer, Neil. “Looking for America – Part One: The US Road Movie.” The Road Movie: In

Search of Meaning, Columbia University Press, 2016, pp. 11–40. JSTOR,

Bartolovich, Crystal. “Consumerism, or the cultural logic of late cannibalism.”

Cannibalism and the Colonial World. Eds. Francis Barker, Peter Hulme, and Margaret

Iversen. Cambridge University Press, 1998.

Laderman, David. “What a Trip: The Road Film and American Culture.” Journal of Film

and Video, vol. 48, no. 1/2, 1996, pp. 41–57. JSTOR,

http://www.jstor.org/stable/20688093. Accessed 20 Apr. 2026.




Yorumlar


  • Grey Twitter Icon
  • Grey Instagram Icon

© 2020 by BÜ(S)K

Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü

bottom of page