top of page

Antik Çağ’ın Modernite ile İmtihanı: Nolan’ın The Odyssey’i, Filme Yönelik Bazı Eleştiriler ve Presentizmin Tuzağı

Göksu Gün Alioğlu
1 dakika önce
8 dakikada okunur

The Odyssey (2026) afişinde Agamemnon. Universal Pictures.
The Odyssey (2026) afişinde Agamemnon. Universal Pictures.

Odysseia destanının Christopher Nolan’ın yönetmenliğini, senaristliğini ile yapımcılığını üstlendiği; Matt Damon (Odysseus), Tom Holland (Telemachus), Anne Hathaway (Penelope), Robert Pattinson (Antinous), Lupita Nyong’o (Troyalı Helen/Clytemnestra), Samantha Morton (Kirke), Zendaya (Athena), Charlize Theron (Kalipso) ve daha pek çok ismi bir araya getiren The Odyssey film uyarlaması etrafında dönen tartışmalar, çağdaş sinema eleştirisinin en yaygın metodolojik sorunlarından birini yeniden gözler önüne serdi: presentizm, namıdiğer şimdicilik. Burada presentizmden kastım, geçmişi yalnızca bugünün değerleriyle değerlendirmek değil; modern kategorileri, tarihsel bağlam tarafından sınanmaksızın geçmiş toplumların kategorileriymiş gibi kullanmaktır. Bu sıkıntı, filmi yapanlar ile eleştirmenler arasında bir döngüdür.


Eleştirmenlerin bir kısmı filmi ve Odysseus karakterini Batılı sömürgeci aklın ötekileştirilenlerin öznelliğini ve sesini tanımayı reddeden özgüveni üzerinden eleştiriyor. Nolan’ın filminin, işgalcinin gaddar ve haksız olduğunu öyle ya da böyle kabul etse dahi, Odysseus’un dersi mazlumların müdahalesiyle değil, kendi inisiyatifiyle alan ayrıcalıklı Batılı merkezî figür olduğu mesajını sızdırdığı ileri sürülüyor. Bu eleştiriler, anti-emperyalist bir duyarlılıkla filmi güzelce deşifre ederken önemli bir teorik ve tarihsel tuzağa düşüyor: Homeros’un destanlarındaki Geç Bronz Çağı (y. MÖ 1550–1200), Erken Demir Çağı (y. MÖ 1100–750) ve Erken Arkaik Dönem (MÖ 700–600) dinamiklerinin yansımalarını, İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalizmlerinin kurumsal aygıtlarıyla karıştırmak. Haddizatında The Odyssey’de bu karıştırma hem kasıtlı hem de problemlidir. Söz konusu eleştirmenler de bunun farkındadır; ancak filmi Nolan’ın ve Universal Pictures’ın çizdiği modern politik sınırlar içinde tartışmayı seçmektedirler. Homeros epiklerini modern sömürgecilik perspektifinden okumak, tarihsel mekaniğin yanlış anlaşılmasından kaynaklanır.


Öncelikle belirtmek gerekir ki, MÖ 14. yüzyıla tarihlenen bir Hitit belgesi olan Madduwatta İddianamesi’nde bahsedilen ve Anadolu’ya askeri seferler düzenlemiş Ahhiyalı lider Attarsiya’nın İlyada ve Odysseia’daki efsaneleşmiş karşılığının Atreus (Miken kralı ve Akhaların önderi Agamemnon’un babası) olduğu iddia edilmiştir (Attarsiya gerçek bir kişi olsa da diğer iki şahsın yaşamış olduklarını doğrulayan somut bir delil yoktur). Attarsiya’nın modern emperyalistlerle ilgisi yoktur. Bu iki destanın yer verdiği Agamemnon ve emrindekiler modern mandacılar ve himayeciler gibi değildir. Akhalar kendi maddi ve manevi hırsları uğruna bir “uygarlaştır, böl ve yönet” misyonu amaçlamazlar. Anadolu’ya, en başta Troya’ya, saldıran Akhalar sömürge bürokrasisi, misyoner okulları, idari merkezler, askeri üsler veya ırkçı ideolojiler inşa etmezler. Algı mühendisliği projeleri tasarlamazlar. Yerlilerin başına kukla yerel liderler de koymazlar. Şarkiyatçı değildirler. Onların derdi kleos (şan, şöhret) peşinde koşup yurtlarında kendilerini güçlü kılacak prestij malları, altın ve köle için yağma yapmaktır. Akhalarınki de modern emperyalistlerinki de şiddettir, zalimliktir ve sömürüdür. Ama geniş bir kutunun aynı bölmesine konulamazlar. Odysseus’u Britanyalı bir valinin veya neoemperyalistlerin Eski Çağ sürümü gibi görmek, antik dünyanın ötekiliğini ve başkalığını silip tarihi bugünün kalıplarına sokmaktır. Nitekim tarihte bazı genel unsurlar pek değişmese de başkalaşımlar, yeni inşalar ve kritik nüans farkları da çoktur.


Kral Odysseus (Matt Damon) ve beraberindeki savaşçılar, The Odyssey (2026). Universal Pictures.
Kral Odysseus (Matt Damon) ve beraberindeki savaşçılar, The Odyssey (2026). Universal Pictures.

    

Sinemada, bilhassa Batı sinemasında, Antik Çağ’ın temsiline baktığımızda, prodüksiyon tasarımının her zaman filmlerin çekildiği dönemlerin estetik süzgecinden geçtiğine şahit oluruz. Zaten antik anlatıların günün zihniyetiyle biçimlenmesi sinemada yeni bir durum değildir. Mesela 16. ve 17. yüzyıllarda William Shakespeare, Antony ve Cleopatra, Julius Caesar ve Coriolanus oyunlarını yazıp sahnelerken oyuncular genelde Elizabeth ve I. James döneminin korse ve fırfırlı yakalarını giyip araya Eski Çağ havası katmak için üzerlerine kuşak ve pelerin geçirip basit zırh parçaları takıyordu; antik mantığı kendi çağının saray politikalarıyla ve toplumsal algılarıyla harmanlıyordu. Batı sinemasına gelirsek, Mario Camerini’nin 1954 yapımı Kirk Douglas’lı Ulysses filminde Penelope’nin ve Kirke’nin saçları, makyajları ve özellikle kostümleri dönemin stilini Antik dünyaya taşıyordu. Soğuk Savaş döneminin Batı toplumlarındaki toplumsal cinsiyet ve aile ideallerini (sadık eş ile baştan çıkarıcı kadın ikilemi ve cepheden evine dönen gazinin yuva hasreti) Odysseia’nın dünyasına yansıtıyordu. Wolfgang Petersen imzalı 2004 yapımı Troy filminde ise tanrıların insanları kontrol etmeleri ve kavgada dövüşmeleri hikâyeden çıkarılmıştı. Brad Pitt’in canlandırdığı Akhilleus’un ve diğer Akaların kas şovuna hizmet eden zırhları ve sekülerleşmiş anlatı, 2000’lerin başlarındaki Amerikan gişe filmi gelenekleriyle Batı’nın Doğu’ya yönelik yaklaşımı ve neokolonyal siyaset bağlamında yorumlanmıştı.


Tiryns Yaban Domuzu Avı freski, MÖ 14-13. yüzyıl, Geç Dönem Tiryns Sarayı, env. no. 5879, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina). Fotoğraf: George E. Koronaios, 2021, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.
Tiryns Yaban Domuzu Avı freski, MÖ 14-13. yüzyıl, Geç Dönem Tiryns Sarayı, env. no. 5879, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina). Fotoğraf: George E. Koronaios, 2021, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.

Görsel sanatlarda Antik Çağ’ın stilize edilmesi bir yere kadar kaçınılmazdır. Ne de olsa geçmişi büsbütün diriltemeyiz. Ancak Nolan’ın filminde ve dolayısıyla ona yöneltilen birtakım eleştirilerde karşı karşıya kaldığımız mesele, yalnızca kostümdeki yüzeysel anakronizmden ibaret değildir. Nitekim zihniyet çok daha anakroniktir.


             Aslında karakter kadrosunda yapılan temsil ve çeşitlilik tercihleri tek başına her zaman olumsuz bir durum değildir. Sinema endüstrisi yapısı gereği bünyesindeki insan kaynağına, hedef izleyici kitlesine, finansal önceliklere ve başka dönemsel eğilimlere göre hareket eder. Başka bir diyarın ve milletin eserini kendi yorumun doğrultusunda da uyarlayabilirsin (İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Hamlet’in Türk oyuncularca sahnelenmesi gibi). Kusursuzca birebir sadık bir uyarlama zaten mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Çünkü mecralar farklıdır. Kaynak eserin her detayı hedef mecranın yapısal imkânlarına ve anlatı diline karşılık gelmeyebilir. Ayrıca, metinde geride kalmış figürleri öne çıkarmak, A şeklinde okunagelen bir meseleyi B perspektifiyle veya satır aralarındaki C ihtimaliyle yeniden yorumlamak ya da güncel kaygılarla dozunu kaçırmadan belli dokunuşlar yapmak uyarlama pratiğinin parçasıdır. 


Kraliçe Penelope (Anne Hathaway) ve kölesi Melantho (Mia Goth), The Odyssey (2026). Universal Pictures.
Kraliçe Penelope (Anne Hathaway) ve kölesi Melantho (Mia Goth), The Odyssey (2026). Universal Pictures.

Ancak Odysseia gibi klasikler, birtakım modern spekülatif kurgu eserlerinden (Vakıf, Yerdeniz, Dune, Yüzüklerin Efendisi, Açlık Oyunları, Buz ve Ateşin Şarkısı vb.) farklı bir tablo çizerler. Çünkü dünyanın ve insanlığın (gezegenimizde ya da ötesinde) geçmişinin ve şimdisinin modern ya da yarı modern veya modern benzeri farazi geleceğinde geçmezler. Tamamen hayali evrenlerde de yer almazlar. Hikâye ve karakterler kurgusal, ortam doğaüstü unsurlarla dolu olsa da olaylar dünyada geçer. Farklı tarihsel dönemlerdeki toplumların inanç, değer, giyim, araç gereç, coğrafya ve tarihsel-siyasi gerçekliklerine dair izler taşırlar. Bu yüzden uyarlama ve yeniden yorumlama süreçlerinde modern spekülatif kurgu ürünlerine göre daha hassastırlar. Zaten modernitenin herhangi bir döneminde antik bir eserin uyarlamasını yapmak baştan pürüzlüdür. Buna ek olarak prodüksiyon şirketlerinin yöneticilerinin tutumu ve yönetmenin —çağdaş Batı sinemasının estetik ve politik kalıplarının yanı sıra— bireysel ideolojisi ile hırslarından bütünüyle sıyrılamaması, The Odyssey’de karakterler üzerinde isabetsiz seçimlere ve yaratıcı olmayan bir yapım tasarımına yol açmıştır. En az onlar kadar modern olan birtakım karşı argümanları tetikleyen, sinemasal dille aktarılan politik alt metinler… Tüm bunlar yapımı presentizmin karmakarışık bir ürünü hâline getiriyor. Filmin prodüksiyon aşamasında mevcut arkeolojik ve tarihsel araştırmalardan yararlanılmış olsa da, Ege arkeolojisinin sunduğu görsel repertuvarın filmde sistematik ve belirleyici bir görsel dil hâline gelmediği söylenebilir. The Odyssey’deki tasarım ve oyuncu (özellikle başrol ve diğer kilit roller) tercihleri, Antik Ege ve Akdeniz dünyasının antropolojik ve kültürel dokusunu ve arkeolojik verileri yeteri kadar ciddiye almıyor. Oysa MÖ 15. yüzyıla tarihlenen Dendra Zırhı (1); Geç Dönem Tiryns Sarayı’nın kalıntıları arasında bulunan MÖ 14.-13. yüzyıla ait avcı, köpek ve at freski (2); MÖ 1200-1100’e ait Miken Savaşçı Vazosu (3) ; Miken Akropolisi’nin Kült Merkezi’nden çıkarılan MÖ 13. yüzyıla ait Miken Leydisi freski (4); Troya VI ve VII’den çıkan bronz ok uçları (5); MÖ 8. yüzyıldan kalma kısrak ile tayı figürini (6) ve Geç Geometrik skyphos krateri (7) gibi eserler, Homeros destanlarını besleyen dönemlerin atmosferi ve kimliği hakkında bilgi vermektedir. Yapım, çoğunlukla müze koleksiyonlarındaki buluntulardan ve İlyada ve Odysseia’daki ilgili kısımlardan ilham alan bir görsel dil kurup (bunu yapmak için belgesel olmasına gerek yok) basmakalıp Antik Çağ klişelerini marjinal düzeyde tutsaydı otantikliğe olabildiğince değer veren ve ezber bozan bir estetik biçeme ulaşabilirdi.(8) Ne var ki, film belirli sosyo-politik başlıklarda kimi yenilikler sunsa da, ne bu başlıklar ne de görsel üslup bakımından çığır açıcı bir nitelik kazanmaktadır. Oyuncu kadrosundaki ırksal çeşitlilik, tek başına geçmişi onurlandırıp süregelen Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkezci dayatmaları tokatlamaz. Asıl mesele çeşitliliğin kendisi değil, antik dünyanın hangi zihniyetle temsil edildiğidir. The Odyssey’nin bize sunduğu şey, yüksek maliyetli ve parlak bir çelik kılıçtır; dönemin ruhunu elinden geldiğince taşımaya çalışan, estetik açıdan özenli ve işçilik bakımından nitelikli bir replika tunç veya demir kılıç değil.


 Odysseus (Matt Damon) ve Tanrıça Athena (Zendaya), The Odyssey (2026). Universal Pictures.
 Odysseus (Matt Damon) ve Tanrıça Athena (Zendaya), The Odyssey (2026). Universal Pictures.


Dendra Zırhı, MÖ 15. yüzyıl, Nafplio Arkeoloji Müzesi. Fotoğraf: Schuppi,                   2014, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0.
Dendra Zırhı, MÖ 15. yüzyıl, Nafplio Arkeoloji Müzesi. Fotoğraf: Schuppi,                   2014, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0.

               


Sinemacılar antik dünyayı anlamak için modern teorilerden yararlanabilirler. Tarihçiler, arkeologlar ve sanat tarihçileri bunu onlarca yıldır yapıyor. Örneğin, Zainab Bahrani The Infinite Image çalışmasında Aby Warburg ve Jean Baudrillard gibi modern ve postmodern düşünür ve kuramcıların yaklaşımlarından yararlanır; ancak Antik Mezopotamya imgelerini modern kavramların doğrudan bir yansıması olarak değerlendirmez. Aksine, modern kuramı sorgulayıcı bir araç olarak kullanarak Mezopotamya imgelerinin kendi tarihsel ve kültürel bağlamlarındaki ontolojik statüsünü, mevcudiyet anlayışını ve imgelerin etkinliğini ortaya koymaya çalışır. (9) Bu yönüyle Bahrani’nin yaklaşımı, modern kavramları antik dünyaya anakronistik biçimde uygulayan bir şimdicilikten ziyade, Antik Mezopotamya’nın imge anlayışının özgüllüğünü görünür kılma amacıyla ona yönelik Avrupa merkezci modern analizlere meydan okumadır. The Odyssey’de ise teorinin de konusu olan pek çok öğe, geçmişin özgünlüğünü anlamak için değil, onu hazır bir düşünce sistemi şablonuna bükmek için kullanılıyor. Filmdeki tarihsel açıdan otantik ve esere sadık öğeler dahi genel tabloyu kurtaramıyor.


Troya’nın VI. ve VII. tabakalarında (MÖ 1700-1100) bulunan bronz ok uçları,  Troya Müzesi, Çanakkale.
Troya’nın VI. ve VII. tabakalarında (MÖ 1700-1100) bulunan bronz ok uçları,  Troya Müzesi, Çanakkale.

Antik yazarlar ne derlerse desinler, kör ozan Homeros’un gerçekten yaşayıp yaşamadığı belirsizdir. İlyada ve Odysseia ampirik belgeler değildir. Ancak Bronz Çağı Miken hafızasını, Erken Demir Çağı toplumsal yapılarını ve Arkaik dönem değerlerinden parçaları bir arada barındıran, kompozit, katmanlı ve ozandan ozana aktarılmış sözlü gelenek ürünleridir. Genel olarak MÖ 8. yüzyılda, Geç Geometrik’ten Erken Arkaik’e geçiş evresinde, derlenip yazıya geçirildikleri düşünülmektedir. İthaka kralı Odysseus, metis (kurnaz akıl, hüner) sahibi, xenia (konukseverlik) kurallarına bağlı ve nostos (eve dönüş) mücadelesi veren birisidir. Eleştiri tarafında da bu karakteri ve içinde bulunduğu alemi postkolonyal bir dille irdelemek, antik anlatının tarihsel ve kültürel özgüllüğünü yeterince dikkate almama riski taşır. Bu riskin birinci mimarı filmi yapandır. Eleştirmen yapanın kurduğu modern politik çemberin dışına çıkmakta zorlanır. 


Savaşçı Vazosu, MÖ 1200–1100, env. no. Π 1426, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Sharon Mollerus, 2013, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0.
Savaşçı Vazosu, MÖ 1200–1100, env. no. Π 1426, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Sharon Mollerus, 2013, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0.

Miken Leydisi freski, MÖ 13. yüzyıl, Miken Akropolisi Kült Merkezi, env. no. 11670,  Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Paolo Villa, 2020, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.
Miken Leydisi freski, MÖ 13. yüzyıl, Miken Akropolisi Kült Merkezi, env. no. 11670,  Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Paolo Villa, 2020, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0.


Mitoslar ve tarihsel kurgular her çağda o çağın kendi koşullarına göre yeniden inşa edilir. Mesela 1918’de Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı, daha önce I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de deniz muharebelerine katılmış zırhlının adının HMS Agamemnon olması, Britanya’nın kendini kadim deniz hâkimiyetinin varisi ilan etme çabası ve Osmanlı toprakları üzerindeki emperyalist planlarıyla bağlantılıydı. 1940’larda doğup 50’lerde olgunlaşan Mavi Anadoluculuk söylemlerinde ve Atatürk’e atfedilen, ancak kendi dönemine ait bir belgeyle doğrulanmayan “Hektor’un intikamını aldık” anlatısında Troyalıların ve onun Küçük Asyalı ve Trakyalı müttefiklerinin savunması, antik bir Anadolu direnişi olarak kurgulanmış ve mitos bu kez anti-emperyalist bir kalkan haline getirilmiştir. Gerçekliği efsaneyle yoğrulmuş bu figürler, içleri her dönemin ideolojik misketleriyle doldurulan torbalara benzerler. Film yapımcıları da, eleştirmenler de ve dolayısıyla izleyiciler de bu tarihsel zincirin birer halkasıdır.


Tayıyla birlikte kısrak bronz figürini. Buluntu yeri bilinmiyor. Argos atölyesi. MÖ 8. yüzyılın ortaları, env. no. X 7647, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Ulusal Arkeoloji Müzesi Web Sitesi.
Tayıyla birlikte kısrak bronz figürini. Buluntu yeri bilinmiyor. Argos atölyesi. MÖ 8. yüzyılın ortaları, env. no. X 7647, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Atina. Fotoğraf: Ulusal Arkeoloji Müzesi Web Sitesi.

 

Yüksek ayaklı skyphos krater. Iassos kazısı. Geç Geometrik Dönem. MÖ 730-700.    Env. No. 6718, İzmir Arkeoloji Müzesi.
Yüksek ayaklı skyphos krater. Iassos kazısı. Geç Geometrik Dönem. MÖ 730-700.    Env. No. 6718, İzmir Arkeoloji Müzesi.

Troyalı Helen (Lupita Nyong’o), The Odyssey (2026). Universal Pictures.
Troyalı Helen (Lupita Nyong’o), The Odyssey (2026). Universal Pictures.

Buradaki sonuç stüdyoların, Nolan’ın veya eleştirmenlerin kendi çağlarının ve toplumlarının etkisinden tümüyle kaçabilecekleri değildir. Burada türü, zamanı ve konusu fark etmeksizin hiçbir eserin postkolonyal ya da başka bir modern eleştirel çerçeveyle okunamayacağı savunulmuyor. Tarih ve arkeolojinin, geçmişi aynı zamanda şimdinin yararına inceleyen disiplinler oldukları yadsınamaz. Bu yazının amacı modern kategorilerin antik tasavvurlarla bu kadar çok özdeşleştirilmesine karşı çıkmaktır. Asıl mesele, bunun farkında olup olmamak ve antik dünyanın kendi unsurlarını bu modern çerçevenin içinde ne ölçüde koruyabildiğimizdir. The Odyssey Amerikan sinemasının pazar dinamiklerinden ve kültürel beklentilerinden bağımsız değildir. Filmi yapanlar da eleştirenler de güncel politik ve teorik söylemlerin yanı sıra kişisel arzuların tesiriyle de biçimlenir. Her ikisi de İlyada ve Odysseia’yı kendi çağlarından bakarak yeniden yaratmaktadır. Ancak destanların kurgusal niteliği, geçmişi şimdiden tamamen arındırmanın imkânsızlığı ve tarihsel bilginin sınırları geçmiş ile bugün arasındaki farklara üstünkörü bakmayı zorunlu kılmaz. Aksine, iyi bir antik dünya uyarlaması yapmak geçmişin bizim sorunlarımızdan ibaret olmadığını unutmamak ile başlar.


Yine de şunlar değiştirilemeyecektir: Çoğu zaman insanlık için tarih şimdiye hizmet ettiği sürece kıymetlidir. İnsan şimdinin çocuğudur. Geçmiş ve gelecek şimdiden komut alır. Gösterinin cazibeli illüzyonları gönülleri çeker.


(1)Schuppi, Mycenaean Armour from Chamber Tomb 12 of Dendra, 2014, fotoğraf, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Mycenaean_armour_from_chamber_tomb_12_of_Dendra_2.JPG. Zırhın gerçek çatışmalarda kullanışlı olduğunu ortaya koyan araştırma için bkz. Andreas D. Flouris vd., “Analysis of the Mycenaean Dendra Armour’s Suitability for Combat Using Physiological and Simulation Data,” PLOS ONE 19, no. 5 (2024): e0301494, https://doi.org/10.1371/journal.pone.0301494. 


 (2)George E. Koronaios, Fragment of a Mycenaean Fresco from Tiryns, 2021, fotoğraf, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Fragment_of_a_Mycenaean_fresco_from_Tiryns_at_the_National_Archaeological_Museum_of_Athens_on_October_16,_2021.jpg. 


 (3)Sharon Mollerus, Warrior Vase, 2013, fotoğraf, Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Warrior_Vase.jpg.


(4)Paolo Villa, Affresco miceneo con donna NAMA 11670 con braccialetti XIIIsec a.C., con gimp, 2020, fotoğraf, Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0, https://commons.wikimedia.org/wiki/File:02_2020_Grecia_photo_Paolo_Villa_FO190055_bis_(Museo_archeologico_di_Atene_)_Affresco_miceneo_con_donna_NAMA_11670_con_braccialetti_XIIIsec_a.C.,_con_gimp.jpg.


(5)Troya Müzesi,” T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, erişim 12 Eylül 2026, https://canakkale.ktb.gov.tr/TR-70510/troya-muzesi.html. 


(6)“Geometric Period,” National Archaeological Museum, erişim 12 Eylül 2026, https://www.namuseum.gr/en/collection/geometriki-periodos/. 


(7)İzmir Arkeoloji Müzesi, İzmir Arkeoloji Müzesi Seramik Kataloğu (Scribd), s. 30, erişim 12 Eylül 2026, https://www.scribd.com/document/502351502/Izmir-Arkeoloji-Muzesi-Seramik-Katalo%C4%9Fu. 


(8)İlyada 10. Kitap’ta Meriones’in Odysseus’a yaban domuzu dişleriyle kaplanmış deri bir miğfer hediye etmesi, İlyada 6. Kitap’ta Troyalı Kraliçe Hekabe’nin Athena’ya Sidon işi ince dokunmuş, parıldayan bir peplos adaması ve Odysseia 1. ve 14. Kitap’ta krater ve skyphos’un şarap tüketiminde kullanım detayları, onlarca örnekten sadece birkaçıdır.


(9)Bkz., Zainab Bahrani, The Infinite Image: Art, Time and the Aesthetic Dimension in Antiquity (London: Reaktion Books, 2014).

Yorumlar


  • Grey Twitter Icon
  • Grey Instagram Icon

© 2020 by BÜ(S)K

Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü

bottom of page