• Görüntü Dergi

Afiş İnceleme: Adı Vasfiye


Bu yazı filmin içeriğine dair sürpriz bozan bilgiler içerir.


Afiş içinde bir başka afiş. Bir kadının yüzünü yakın planda görüyoruz. Heyhat afişin basıldığı kağıt hasar almış, çürüyüp dökülmeye yüz tutmuş. Filmin ilk dakikalarında bu yüzün pavyon şarkıcısı Sevim Suna’ya ait olduğunu öğreneceğiz. En azından baş karakterimiz Yazar’ın bir duvarda gördüğü afişin kalanında bu isim yazıyor. Geçmişte hayatında yer edindikleri iddiasındaki dört erkeğe göre bu kadının gerçek adı Vasfiye. Peki, kimdir Vasfiye? Nasıl bir kişiliktir? Dört karakterin de bu konuda apayrı fikirleri var. Onları dinleyen Yazar’ın bile bu fikirlere yaslanan yahut bu fikirlerle çatışma halinde, özneleşmiş fikirleri var. Eksik olan bir fikir ve iç dünya var, o da Vasfiye’ninki. Zira o, filmin evrenindeki erkeklerin hakkında vardıkları yargılarıyla sınırlandırılmış bir imajlar alaşımı. Daha fazlası olmasına fırsat tanınmıyor.


Afiş aracılığıyla bu imaja bakıyoruz. Karşılığında bakışlarını bize çevirmiş bu kadın sureti, -filmin ilerici toplumsal sözler söylerken ironik biçimde varlığından bolca yararlandığı- eril nazarın kadrajında yer aldığına dair erken tüyolar veriyor izleyiciye. Her ne kadar bir kadın mücadelesini feminist bakış açısıyla ele alsa ve dönemi için çok ilerici çıkarımlar yapsa da erotik sahnelerde kamerayı Müjde Ar’ın bedeninden ayırmayan Adı Vasfiye, Ar’ın bir cinsel imge olarak kodlandığı her an eril nazara tepki gösterir değil, hizmet eder görünüyor. Öte yandan film boyunca röntgencilerinin gölgesinde yaşayan Vasfiye, portresinin yarı yarıya parçalanıp hasar gördüğü afişte ise peşindeki karakterler ile olguların yarattığı huzursuzluğu biz gözlemcilerde uyandırıyor. Bu huzursuzluk ki kadının içine hapsedildiği toplum normlarına, günbegün peşini bırakmayan tabulara eklemlenen, büyüdükçe büyüyen ve yakasından düşmeyen bir çıkmaz sokak adeta. Hasar almış afiş işte toplumla kurbanının bu yüzleşmesini, bu zamansız varoluş mücadelesini tasvir ettiği için günümüzde bile bu kadar güçlü ve etkileyici kalabilmiş olsa gerek. Filmin son karesinde Vasfiye hakkında yeterince rivayet edinmişken asla gerçeği yakalayamadığını fark eden Yazar karakterinin imajının kurgu oyunlarıyla bir ayna misali çatırdayıp parçalanması tesadüf olamaz. Göze yansıyanın ötesindeki manzara ifşa edilmese, yani ayna parçalanmasa eril nazar saltanatından edilemez, Adı Vasfiye de afişteki bu tekinsizliğin kendisiyle yeterince örtüşemezdi.


Bu noktada afişte Vasfiye’nin portresinin dibine bırakılmış gülün neye hizmet ettiğini düşünmek, ülkemizde feminist sinemanın öncülerinden Atıf Yılmaz’ın içinde çelişkiler barındıran filminde fazladan kafa karışıklığına zemin hazırlıyor. Patriarka nazarında çiçek analojisinden payını yeterince almış narin, uysal kadın imgesinin burada da desteklenip desteklenmediği sorusu, kesinlikle üstüne düşünmeye değer. Bu gizeme bulabileceğimiz izahlar, filmdeki ikilikleri yansıtabileceği gibi değerlere yönelik bir taşlama konumunda ele alınması halinde ise görselin anlamını pekiştirir. Cevap ne olursa olsun, birçok noktada günümüz toplumundan daha eşitlikçi bir duruş yakalayabilen Adı Vasfiye’nin ve söz konusu okumaların izleyenleri uzun süre daha etkileyeceği pek kuşku götürmüyor.



70 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
  • Grey Twitter Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Facebook Icon

© 2020 by Bü(s)k

Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü