• Görüntü Dergi

Söyleşi: Pandemi Gündeminde Sinema

Pandemi başka birçok sektör gibi sinema sektörünü de bir bilinmezliğe sürüklüyor. Aylardır vizyonda film görmüyoruz, alıcı bekleyen yapımlar sadece online platformlar üstünden dağıtılabiliyor. Sayısız filmin vizyon tarihi bu yüzden ertelendi. İçişleri Bakanlığı kararıyla Mart ayında kapatılan sinema salonlarının 1 Temmuz'da yeniden açılacağı açıklansa da sürecin nasıl yönetileceği konusunda akıllarda hala soru işaretleri mevcut. Öte yandan salgına önlem amacıyla film setlerinin faaliyetlerini durdurması, prodüksiyon sürecini dünya çapında sekteye uğrattı. İçine adım attığımız Yeni Normal, ardından gelecek normalleşme süreci ve sonrasında yaşamımızı ne gibi düzenlemelerle sürdüreceğimiz sorusu düşüncelerimizde dolanmaya devam ediyor.


Kafamızı meşgul eden bazı soru işaretlerini sinema sektörüne emek vermiş saygıdeğer insanlara yönelttik. Farklı bakış açılarından ilham almak, ne gibi olasılıkların kıyısında olduğumuzu daha iyi anlayıp değerlendirmek adına bu önemli bir adım gibi göründü. Sahiden de hepsi birbirinden değerli farklı izahlarla, farklı ihtimallerle karşılaştık gelen cevaplarda. Bizim için zihin açıcı bir söyleşi oldu. Keyifli okumalar dileriz.


Katılımcılar: Ali Çağlar Özkan (SineBU), Cenan Tüzel (Başka Sinema), Funda Kocadağ (Kadıköy Sineması), Kıvanç Sezer (Yönetmen), Oğuzhan Durmuş (Beyoğlu Sineması), Serhat Karaaslan (Yönetmen), Umut Subaşı (Yönetmen), Zeynep Ünal (Yapımcı / Mithat Alam Film Merkezi).


Pandemi patlak vermeden önce üstünde çalıştığınız bir projeniz veya bu konuda ileriye dönük bir takviminiz var mıydı? Varsa planlarınız nasıl değişti, yeni bir takvime oturtabildiniz mi?


Ali Çağlar Özkan: Pandemi iyice belirginleştiğinde SineBU'nun açılışının 5. yılı tamamlanmak üzereydi. Türkiye'deki 5 yıllık arthouse vizyonunda, SineBU'da gerçekleşen gösterimlerin 5 günlük değerlendirilmesinin yapıldığı bir şenlik planlıyorduk. Pandemi sırasında sinemalarla birlikte biz de kapandık ve etkinliği planlamaya evlerimizden devam ettik. Bu dönemde gerçekleşen ve yoğunlaşan online etkinlikler arasında bulunmaktan vazgeçtik zira çok sayıda etkinlik arasında kaybolmamak için ve sırf etkinlik yayınlayalım olmasın diye yılın geri kalanına, belirsiz bir tarihe erteledik çalışmamızı.


Cenan Tüzel: Pandemi öncesi gerçekleştirmeyi dilediğimiz özel film programları, seçkiler ve tabii vizyona gireceğimiz filmler vardı. Sinemaların geçici süreyle kapanması sonucu, özel seçkilerimizi ileri bir tarihe programlamamız, vizyon filmlerinin bazılarının tarihinde oynamalar yapmamız gerekti. Bazı filmlerimiz ise BluTV üzerinden seyircilerle buluştu.


Kıvanç Sezer: Pandemi öncesi yeni filmimin senaryosu üzerinde çalışıyordum, hala bu çalışmaya devam ediyorum. Yeni projemin takviminde bir aksaklık olmadı o yüzden. İkinci filmimin gösterileceği bir çok festival iptal olduğu için onlara katılma ve filmi gösterme şansı bulamadık.


Serhat Karaaslan: Pandemi patladığında yeni filmimin post prodüksiyonundaydım. Post prodüksiyon için Mart sonu ve Nisan başında çalışmak üzere bir program yapmıştık. Önce Mayıs ayına erteledik, sonra da Haziran’ın son haftasına erteledik. Paris’te yaptığımız için oraya gitmem gerekiyor, ancak sınırların ne zaman açılacağı belli olmadığı için belirsizlik sürüyor. Şimdilik uzaktan çalışmaya başladık ama filmi finalize etmemiz için birkaç gün Paris’te olmam gerekiyor.


Zeynep Ünal: Pandemi patlak vermeden önce üzerine çalışıp tamamladığımız 2 film projemiz vardı. Bir belgesel, bir de uzun metraj film. Her ikisinde de hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki festivallere katılarak izleyici ile buluşturmayı hedefliyorduk. Sonrasında uzun film için vizyona girmeyi arzu ediyorduk. Ancak festivallerin iptal edilmesi, sinema salonlarının kapanmasıyla filmlerin izleyici ile buluşması bizi yeni yollar araştırmaya yönlendirdi. Şu anda çeşitli dijital platformlarla görüşmeler yapmaktayız.


Şu günlerde evde gerçekleştirdiğiniz bir üretim oldu mu, bu yönde bir planınız var mı?


Ali Çağlar Özkan: Bireysel ve grup olarak yapılan çalışmalar var. Sinemacı yakınlarımla kendi aramızda sunumlar ve tartışmalar yaptık. Şimdiye kadar İkinci Dünya Savaşı öncesi, esnası ve sonrasında İtalya ve Japonya sineması üzerine çalıştık. Ayrıca Ahlat Ağacı karakterlerinin geleneksel toksik erkeklikle etkileşimleri üzerine çalışıyorum. Bunlara devam edebilmek öncelikli hedeflerim. Ayrıca filmlerinin kurgularını bitiren arkadaşlarımla da ortak online izlemeler gerçekleştiriyoruz. SineBU için ise herhangi bir etkinlik çalışmamız henüz bulunmamakta.


Cenan Tüzel: Başka Sinema olarak bu dönemi de oldukça yoğun geçirdik. Öncelikli olarak seyircilerimizle buluşabilmek adına BluTV ile bir işbirliği gerçekleştirdik. Ayrıca yine bu kapsamda Ceylan Özgün Özçelik ile sosyal medya mecralarımız üzerinden En Başka Yeri programını hazırlama şansı bulduk.


Kıvanç Sezer: Evde senaryo yazmak dışında bir üretim yapmıyorum. Böyle bir planım da şimdilik yok.


Serhat Karaaslan: Olmadı. Hatta yurtdışından karantina üzerine bir kısa film seçkisinde yer alacak bir film yapmam teklif edildi, ama içimden bir şey yapmak gelmedi. Daha çok dizi ve film izleyerek geçirdim vaktimi. Son birkaç haftadır bir senaryo üzerinde çalışıyorum.


Umut Subaşı: Bu beklenmedik ve tuhaf süreci deneyimlemek üretim yapmaktan daha yakın geldiği için üzerinde çalıştığım senaryoyla ilgilenmek dışında bir şey yapmadım.


Zeynep Ünal: Şu günlerde üretici olmaktan ziyade tüketici durumundayım. İzleyemediğim filmleri ve dizileri izliyor, kitapları okuyorum.


Bu süreçte herhangi bir fon desteği bulabiliyor musunuz? Sinemaya/sinemacılara destekte bir artış ya da azalış söz konusu mu?


Ali Çağlar Özkan: SineBU personeli olarak çalıştığımız kurumda yürüttüğümüz diğer görevlerimize devam ettiğimiz için sinema ve sinemacılara verilen/verilecek destekler üzerine bir girişimimiz olmadı.


Cenan Tüzel: Başka Sinema dağıtım yönünde ilerlediği için şu esnada bizim aldığımız bir fon söz konusu değil.


Funda Kocadağ: Sinema sektörünü tamamen durduran bu zor süreçte kapanmaların üzerinden 2,5 ay geçtikten sonra Kadıköy Sineması sevimli, kalıcı ve çok sahip çıkılan bir kampanya başlattı; salonlardaki koltuklarda destekçilerinin adını yaşatmaya karar verdi. Herkesin zor günlerden geçtiği bu süreçte sinema severlerin hiç de azımsanmayacak şekilde destek olmaya çalıştıklarına şahit olduk.


Kıvanç Sezer: Bu süreçte henüz fon aramaya başlamadım. Başlayınca bulup bulamayacağımı zaman gösterecek. Sinemacılara destekte bir artış göremiyorum ve umarım özellikle iyi film çekebilecek yapımcı ve yönetmenler özellikle Türkiye'deki fon ve televizyonlardan daha çok destek alabilirler.


Oğuzhan Durmuş: Ne yazık ki herhangi bir fon desteği bulamadık. Devletin, kültür-sanat alanları için fon çalışmaları olmadı. Bildiğimiz kadarıyla özel sektörün de olmadı. Hâl böyle olunca biz de Beyoğlu Sineması olarak Fongogo üzerinden #Sayenizde başlığı ile kendi fon kampanyamızı başlattık. 2013 yılında önce Emek Sineması’nın kapanması, ardından İstiklal Caddesi’nin geçirdiği dönüşümle birlikte kültür-sanat anlamında Beyoğlu’nda yalnız kaldık. 2017 yılında kapanmanın eşiğinden döndükten sonra 2020 yılında gerçekleşen pandemiyle birlikte uzunca bir süre kapalı kalarak ilk kez bu kadar ağır şartlarla zor günler yaşamaya başladık. #Sayenizde fon kampanyası ile birçok oyuncu, yönetmen, yapımcı ve sektör bileşenlerden destek gördük. Yalnız olmadığımızı bilmek ve insanların en az bizim kadar Beyoğlu Sineması’nı sahiplendiğini görmek bizleri çok mutlu etti.


Serhat Karaaslan: Bu süreçte bir yerden destek almadım. Birçok ülkede sanatçılara destekler yapıldı. Türkiye’de ekiplere üç aylık kısa süreli bir çalışma desteği yapıldı. Netflix sinema televizyon sektör çalışanlarına bir destek veriyor. Ancak freelance çalışan ve sigorta primlerini kendileri ödeyen sinemacılar bu desteklerden yararlanamıyor. Kendi işverenleri olduğu için işsizlik maaşından da yararlanamıyor ve üstüne sigorta primlerini, vergilerini bu süreçte de ödemeye devam ediyor.


Zeynep Ünal: Halihazırda üzerinde çalıştığımız projemiz senaryo aşamasında, bu nedenle fon bulma çalışmasına henüz başlamadık. Film projelerine fon bulmak pandemi öncesinde de yeterince zordu açıkçası. Ama sinema alanında çalışan ve yeni projeleri üzerinde çalışan arkadaşlarım Euroimages gibi uluslararası kurumlardan, 12 Punto gibi yurtiçi kurumlardan çeşitli destekler aldılar.


Bu süreç bittikten sonra insanların sinema salonlarında film izleme alışkanlığının nasıl etkileneceğini düşünüyorsunuz?


Ali Çağlar Özkan: Yaz döneminin arthouse vizyonu için salonlarda sakin, tedirgin ve durgun geçeceğini düşünüyorum. Evde film ve video izleme süreleri bireyler için artmış olabilir bu dönemde. Bu alışkanlıkların kaybolacağını düşünmüyorum; ama genel olarak çevremden edindiğim izlenime göre insanlar izlemekten ve dinlemekten biraz sıkılmış durumda. Fiziksel yakınlıkta zaman geçirmeyi özlemiş olduğumuzu düşünüyorum. Yani biraz filmlerle değil de birbirimizle ilgilendiğimiz bir dönem bizi bekliyor gibi yeni bir salgın dönemine girmezsek.


Cenan Tüzel: Açıkçası süreç sonrası insanlar bir süre daha temkinli davranmaya dikkat edeceklerdir diye düşünüyoruz. Ancak sinemalar seyircileri misafir edebilmek için gerekli önlemleri aldığı ve seyirciler de süreç içerisinde sağlık kurallarına uymaya devam ettiği noktada, insanların uzun süre sinemalardan uzak kalacağını düşünmüyoruz.


Funda Kocadağ: Çok olağan dışı günlerden geçtiğimizi ve bu sürecin çok da uzun sürebileceğini düşünsem de yeniden rahat hareket edebileceğimiz günler geldiğinde salonda film izleme alışkanlığının hep olacağını düşünüyorum.


Kıvanç Sezer: Uzun süre sinemada film izlemenin eskiye dönmesi zor. Özellikle ikinci dalga ihtimali insanları temkinli olmaya itiyor. Temkinli olmak da gerekiyor zaten. Sinema eğlence sektörünün bir parçası ve pandemi bir çok sektörü olduğu gibi bunu da ikincilleştirdi. Fakat hayat normale döndüğünde sinemaya film izlemeye daha da şevkle gideceğini bunun özel bir deneyim olma özelliğini koruduğunu düşünüyorum.


Oğuzhan Durmuş: Bir şekilde evlere kapandığımız bu günlerde online film izleme platformları birçoğumuza ilaç gibi geldi. Gündemin yoğunluğundan, yaşadığımız buhranlardan belki de bu platformlar sayesinde uzaklaşabildik. Bazı film festivalleri, gösterimlerini online platformlarda gerçekleştirse de sinema sektörünün bu mecralara mesafeli olduğunu da gözlemledik. Online mecraların yeni bir tür tekelleşme hâline döndüğü gerçeğini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Ancak bizim de haftalık olarak çıkardığımız 1989 sinema gazetesinde sorduğumuz “Film neden sinemada izlenmeli?” sorusu, sinema salonunun büyüsünün ne anlama geldiğini defalarca kez bizlere hatırlattı. Evimizde her film bitiminde kendi dünyamıza dönerken, sinema salonlarında hiç tanımadığımız insanlarla aynı hisleri paylaşmanın verdiği duygunun kıymetini daha da iyi anlar olduk. Bu süreci atlattıktan sonra eminim ki sinemaseverler yine soluğu sinema salonlarında alacaktır.


Serhat Karaaslan: Eskisi gibi olmasını beklememek lazım. Muhtemelen eskiye göre çok daha az sıklıkla sinemaya gideceğiz. Online platformlar salgın öncesi zaten çok revaçtaydı ama bu süreçte iyice alıştık hepimiz. Vizyona girecek filmlerin bir kısmı online gösterimler yaptı. Belki bundan sonra bu uygulama devam edecektir. Ya da filmler aynı zamanda hem salonda hem de online platformlarda olacak. Bu durum salonda film izleme oranını çok düşürür. Eğer bunu engelleyen yasal bir uygulama olmazsa bu durum zamanla kalıcı bir hale gelebilir. Salonda film izleme deneyiminin tamamen yok olacağını düşünmüyorum ancak ayda yılda bir yapılan bir etkinlik olur. Salonda film seyretme deneyimi festivaller ve özel gösterim programları üzerinden her türlü devam eder bence. Evlerinde sinema salonu kalitesinde perde ve ses sistemi kuran ve bununla övünen insanlar var. Salonda film seyretmek büyük perde ve iyi bir ses sisteminden ibaret bir deneyim değil sadece. Biraz romantik gelebilir ama, salona gidip tanımadığın insanlarla aynı filmi deneyimlemek, sonrasında sinemadan çıkıp filmi düşünerek sokaklarda yürümek ya da beraber izlediğin insanlarla üzerine konuşmak gibi eşsiz bir film izleme deneyimi benim için. Bu deneyimi seviyorum ve umarım bir şekilde korunur.


Umut Subaşı: Her şey normale dönünce mevcut seyirci de salonlara dönecektir ama umarım o zamana kadar bağımsız sinemalar ayakta kalmayı başarabilir. Aksi takdirde ticari olmayan filmleri perdede yalnızca festival zamanı zincir sinema salonlarında izlemek zorunda kalabiliriz. Beri yandan genç kuşaklar için film izleme alışkanlığının pandemiden önce de perdeden ekrana geçtiğini düşünüyorum.


Zeynep Ünal: Bu konuda çeşitli düşünceler var, açıkçası benim de kafam karışık. Bir grup, insanların sinema salonlarında film seyretme alışkanlığının sekteye uğrayacağını düşünüyor. Bir grup ise savaşlar, patlayan bombalar, doğal afetler gibi durumlardan sonra bile insanların sinema salonlarında film izlemeye devam ettiklerini, o nedenle gerekli önlemlerin alınması durumunda da insanların sinema salonlarında film izlemeye devam edeceklerini düşünüyor. Açıkçası mantığım ilk gruba yakın olsa da kalbim ikinci grubun düşüncelerinin haklı çıkmasından yana.


İnsanların eve kapanıp devamlı video materyal tüketmesinin ve evlerinde klip, kısa film, belgesel üretmeye başlamasının sinema sektörüne olumlu-olumsuz nasıl etkileri olabilir?


Ali Çağlar Özkan: Sektörün (özellikle bazı yapım firmaları, sinema salonları, dağıtımcılar) yıllardır üretimi ve üreticiyi yeteri kadar önemsediğini düşünmüyorum. Üreticiler ise bu dönemde sektörsüz üretime ve üretimin paylaşılmasına dönük deneyimler elde ettiler. Bu durumda sektörün üreticiye ve tüketiciye tavrının daha demokratik koşullar ile revize edileceğine dair umudum var ama bu olmazsa orta vadede sektör, devam edebilmek için, sadece para değeri olan işlerle devam etmek durumunda kalabilir diye düşünüyorum.


Cenan Tüzel: Aslında insanların üretim sürecine dahil olmaları onları sinema alanında daha ilgili insanlar da haline getiriyor. Tabii ki ortaya koyulan çok fazla materyal var ve bunların ancak bir kısmı öne çıkabiliyor. Ancak insanların çoğunlukla tüketimine dahil olduğu bir alanda üretmeye başlamasını olumlu bir gelişme olarak görüyoruz.


Funda Kocadağ: Şartlar gereği evlerde çok video materyal tüketildi, doğrudur ama bu durumun olağanüstülüğünün geçtiği, normalleştiği zamanlarda sinemaseverlerin film izlemek için salonu tercih edeceklerini, yönetmen Christopher Nolan’ın “Bizler sinemaya birbirimiz için geliyoruz," dediği gibi sinemanın sosyal bir olay olduğu ve de en ucuz eğlence ve sosyalleşmeyi sunduğu için salonda film izleme alışkanlığının hiç ölmeyeceğini ve sektörü bu yönüyle besleyebileceğini düşünüyorum. Çünkü üretilen filmlerin en çok kara dönüştüğü yerler salonlardır, ve sinema sektörünün sürdürülebilirliği için gereklidir. Evlerdeki üretimin de (klip, belgesel, kısa film) üretim aşkının da hiç durmayacağını, şartlara göre şekillendiğini ama yaratıcılığı kamçılayarak sinema sektörünü olumlu etkileyeceğini düşünüyorum. Bir başka şekilde söylemek gerekirse ev üretiminin yaratıcılığı kısırlaştırdığı düşünülse de normalleşme zemininde konumundan fışkıran bir yaratıcılığa dönüşebileceğine ve sinema sektörünü olumlu etkileyeceğine inanıyorum. En güzel eserler en buhranlı dönemleri takip eder her zaman.


Kıvanç Sezer: Üretim biçimlerine değil ama tüketim biçimlerine etkisi olacak. Ama bu pandemiyle değil öncesinde başlamış bir alışkanlık. Ve daha çok televizyon izleme alışkanlıklarını değiştirdiğini düşünüyorum. Online platformların yeni kanallar açmasını ve mevcut kanalları da kapatmamasını umuyorum.


Oğuzhan Durmuş: Her şeyin değişmesi gibi alışkanlıklarımız da değişiyor. Yüzyıllardır anlatılan aşk, ayrılık, dostluk hikâyeleri 7 ila 15 saniye aralarında sosyal medya kanalları aracılığıyla anlatılmaya başlandı. Uzun uzun derdini anlatan hikâyeler yerine kısa süreli video içeriklerini tercih eder hâle geldik. Toplum olarak çok fazla çeşitlilikle karşı karşıya olduğumuz için de tüketimin kolay yolunu tercih ediyoruz. Böylece izleme alışkanlıklarımız da kendine yeni bir beden bulmaya başlıyor. Olumlu tarafından bakacak olursak eğer, özellikle Altyazı Sinema Dergisi’nin hazırladığı #İçeridenDışarıya adlı video serileri tükettiğimiz içeriklere yeni bir soluk getirdi. Kısıtlı imkânlarla ve evde çekilmiş yaratıcı, deneysel ve yakın tarihimize ışık tutan videolar izlemeye başladık. Bu video serisinin Türkiyeli sinemacılara cesaret ve umut aşılayacağına ve belki de Türkiye Sineması’nda yeni bir akım başlatacağına inanıyorum. Bizler, yani tüketen taraf, içerik konusunda ne kadar seçici olursak sinema sektörüne, bağımsız sinemalara o kadar katkı sağlanacağını düşünüyorum.


Serhat Karaaslan: Bundan sonra video görüşmeler üzerinden yapılan, karakterlerin video görüşme uygulamaları üzerinden görüştüğü, konuştuğu, kutlamalar yaptığı, kavgalar ettiği vs filmler görmeye başlayacağız muhtemelen. Kameranın varlığının hissettirildiği ve filmin önemli bir parçası haline geldiği filmler, video işleri ve belgeseller artacaktır. Bu hem sinema için yeni şeylerin denenmesini sağlayacak, hem de belki micro budget filmler için yeni bir üretim alanı oluşturur. Dijital kameraların sinema filmleri çekiminde kullanılmaya başladığı yıllarda olduğu gibi minimal filmlerin artışı üzerinde önemli etkileri olabilir. Dijital kameralardan sonra özellikle kısa film, belgesel ve video art üretiminde çok büyük bir artış olmuştu. Bu durumun hikâye anlatıcılığı üzerinde de etkisi olacağına inanıyorum. Hem biçim hem de içerik açısından. Yeni anlatım biçimleri ortaya çıkacaktır. Bu üretimler filmlerin nasıl göründüğünü de etkileyecektir.

Aynı şekilde Youtube, Instagram gibi platformlar üzerinden yayınlama artacaktır. Pandemi sürecinde canlı yayınlar patladı. Gerçek mi kurgu mu olduğundan emin olamadığımız performanslar çıktı. Belki Instagram üzerinden yayınlanan mini diziler artar. Ya da daha ilginç paylaşım mecraları çıkabilir.


Umut Subaşı: Bu süreçte üretilen Youtube içerikleri ve eş dostla yapılan Zoom görüşmeleri sayesinde temiz, noksansız görüntü dışında bir görüntünün de pekala kabul edilebilir olduğu geniş kitlelerce deneyimlendi, gözler de bu duruma biraz alıştı bana kalırsa. Bunun olumlu olduğunu düşünüyorum. Kabul gören ve biraz da dayatılan standardın dışında üretimlerin bir parça kendine yer bulması daha özgür ve özgün içerikler üretilmesine vesile olabilir.


Zeynep Ünal: Konuya olumlu olumsuz etkileri olacak mı diye yaklaşmamak lazım. Sanatçıların bu süreçte ürettikleri bir izleyici olarak beni heyecanlandırıyor. Reha Erdem'in bu süreçte Zoom üzerinden çektiği Seni Buldum Ya! isimli filmi veya belgeselcilerin çektikleri yeni belgeseller benim için merak konusu. Ürettikleri sanatsal ürünün üretim şeklinin değişmesine bu kadar çabuk uyum sağlamaları ise takdire şayan. Bu filmleri izlemeyi heyecanla bekliyorum.

Setlerin durduğu bu süreçte set işçilerinin durumu nedir? Zorla çalıştırılan işçiler var mı? Duran setlerdeki işçilere yapım şirketleri tarafından ödeme yapılmaya devam ediliyor mu?


Cenan Tüzel: Yine Başka Sinema olarak işin dağıtım sürecinde olduğumuz için bu konuda en doğru bilgiyi verecek platform olmayabiliriz. Ancak bizim takip ettiğimiz, özellikle de yerli filmlerde, insanların setlerin durdurulma kararına uyduğu oldu. Tabii bu noktada Sinema Televizyon Sendikası’nın çağrılarının ve emeklerinin rolü büyük.


Kıvanç Sezer: Prodüksiyon ve post prodüksiyon çalışanları zor günler yaşıyor. Çünkü çalıştığı sürece kazanan insanlar set işçileri. Netflix, Sinema TV Sendikası ve İKSV'nin başlattığı desteği çok olumlu buluyorum. Ama yapım şirketleri ve devletin de bu konuda etkin bir rol alması gerektiğini düşünüyorum.


Serhat Karaaslan: Bu konuda çok bilgi sahibi değilim ancak zorla çalıştırılan işçiler olmadı bildiğim kadarıyla. Zaten bütün setler durdu. Bir iki dizi, absürt bir şekilde salgının en yoğun günlerde maskelerle ve koruyucu tulumlarla çekime devam etmişti, sonra onlar da durdu.

Ekipler için sadece üç aylık kısa süreli bir çalışma desteği oldu. Bu destekten yararlanmak için belli koşulların sağlanması gerekiyordu. O yüzden bütün işçiler yararlanamadı. Belli bir gün sayısı sigortalı çalışmış olmak gerekiyordu. Bildiğim kadarıyla bunun dışında yapım şirketlerinin işçilere herhangi bir desteği olmadı.


Zeynep Ünal: Açıkçası bu konuyla ilgili bir bilgim yok. Etrafımdaki arkadaşlarımda gözlemlediğim kadarıyla şu anda kimse çalışamıyor. Bu konuda İKSV'nin ön ayak olduğu ve Sendika ile birlikte çalışarak ilerledikleri Netflix desteğinin önemli bir katkı olduğunu düşünüyorum.

Faaliyeti durmuş setlerin pandemi bittiğinde mesaiye değişim geçirerek başlayacağını düşünüyor musunuz? Üretim süreci bu durumdan nasıl etkilenecek? "Yeni normal" olarak kabul edilen pandemi süreci, sizce nihayetinde "yeni normal" bir sinema üretim dili de oluşturacak mı? Prodüksiyonun küçülmeye gitme ihtimali var mı?


Ali Çağlar Özkan: Arzın fazla ve kalitesinin değişken olduğu bir noktadan arzın durduğu bir noktaya geldik. Filmden, diziden, TV'den sıcak para kazanan kişi ve şirketlerin yeni normalde pazar payı için birbirleri ile salgın öncesi koşullardaki gibi yarışacaklarını düşünüyorum. Pandemi döneminde özeleştirisini verebilen insanların yaratacağı, yeni bir zihnin ürünü bir üretim ve paylaşım ilişkisi ortaya çıkarsa kısa vadede bir çıktı görmesek bile yıllar sonra, "pandemi dönemi ve sonrası sinema ya da dijital video sektörü" başlığında incelenecek; maddi kazanç değil gezegenin her açıdan faydasını benimseyen bir üretim ve dağıtım eğilimi oluşacaktır diye umuyorum.


Cenan Tüzel: Pandemi sonucu setlerde olması gerekene odaklanmalıyız. Bu da tüm set çalışanları, emeğin her tarafında bulunan insanlar için risklerin minimize edilmesi ve şartlar altında herkesin güvenliğinin sağlanması olacaktır. Bu kapsamda çekim süreleri uzayabilir, prodüksiyon bütçelerine yeni kalemler eklenebilir, dolayısıyla çekime başlamamış setlerin projeleri küçültmesi, mekan sayısını azaltması, senaryoda değişiklikler yapması çok olası.


Kıvanç Sezer: Elbette. Yaşam nasıl kademeli olarak normale dönecekse, setler de o şekilde yeni normale dönecektir. Belki öpüşme sahnesi çekemezler bir süre, ama o kadar. Zaten onu da RTÜK sansürlüyordu.


Serhat Karaaslan: Pandeminin her şeye olduğu gibi setlere de önemli etkileri olacağını düşünüyorum. Ekiplerin küçülmesi, çalışma saatlerinin kısalması gibi değişiklikler olur. Sendika Covid rehberi hazırladı. Herkes kendi arabasıyla sete gidecek ve masrafları yapım karşılayacak, servise en fazla 6 kişi binecek, sette Covid uzmanı olacak, çalışma saatleri 12 saati geçmeyecek gibi maddeler var. Bu koşullar maliyeti çok arttıracaktır. Fransa’da bir çalışma yapılmış ve Covid rehberine göre çekim yapılırsa maliyet %15 artıyormuş. Fransa Ulusal Sinema Merkezi CNC 30 milyon Euro’luk bir destek paketi açıkladı ve Eylül ayına kadar bu miktarı karşılıyor. Çalışma saatleri kısalır ve ekipler küçülürse bir günde yapılacak iş belki iki üç güne çıkacaktır. Bunun ciddi bir maliyeti olur. Bunu kim karşılayacak? Türkiye’de bu konuda henüz bir çalışma yok. Sinemalar kapalı, ne zaman açılacağı belli değil, festivaller fonksiyonel değil. Bu koşullarda sinema filmi çekilmesi çok zor zaten.


Zeynep Ünal: Bu sorunun iki ayrı cevabı var bence. Ticari üretim yapan dizi ya da film setlerinin eskisinden farklı olmayacağını düşünüyorum. Bağımsız filmlerin setleri ise zaten epeyce küçük. Biliyorsunuz Sinema TV Sendikası bu konuda çok titiz davranıyor. Mayıs ayının ortalarında hemen yeni çalışma ilkeleri yayınladılar. Sadece yayınlamakla kalmayacaklarını, setlerin yeterince önlem almaları konusunda da ellerinden geleni yapacaklarını düşünüyorum.


Söyleşi: Can Ünaldı, Deniz Ekim Tilif

377 görüntüleme