top of page
  • Yazarın fotoğrafıAsya Küçükbasmacı

Sinema Kitaplığı: Perdeye Taşınan Direnişin Hikayesi

Devrim, kaldırım taşları arasından boy gösteren bir çiçek gibi kendine tüm koşullarda yer bulur. Yeter ki öznesi olan halkın, yanlış giden düzene karşı ses çıkarmaya isteği, bir araya gelmeye gücü olsun. Sokaklara taşan ve sokaklarda yaşanan devrim kadar, yazılan ve çizilen direngenliğin de her zaman önemi vardır. Sanat insan hayatı boyunca hep var olmuş ve sahip olduğu anlatım gücüyle, direngenliği açık açık yahut gizliden dile getirmiştir. Son yüzyılda sinemanın da hayatımıza yedinci sanat dalı olarak dahil olmasıyla yanlışa dikkat çekmeye ve kitleleri harekete geçirmeye yönelik güçlü bir politik araç olarak mücadelenin içine dahil olmuştur.


Sinema, devrimin belgelenmesinde en az resmi belgeler ve yazılı eserler kadar önemli bir araçtır. Arşivsel değeri olan belgesel sinemanın yanı sıra devrim ve direnişe dair kurulan toplumsal belleğin yansımaları sinemada kaçınılmaz olarak kendini belli eder. Tarih yazımında mücadelenin en çok öne çıktığı noktalarda, ana akım söylemden uzaklaşmak adına konuşturulmayanlara, ötekileştirilenlere ve söz hakkı olmayanlara eğilmek gerçeğin farklı açılardan da değerlendirilmesini sağlar. Sinema görsel anlatım tekniğini iyi kullandığı müddetçe söylenmekten kaçınılanları da dile getirmek adına uğraşır. Yüksek sesle dile getirilenlerin yanında beyaz perdeye düşen bir sahnede direniş vardır, iki kelime arasına sıkıştırılmış bir bakışla yanlışa dikkat çekilir, anlatım materyallerinin kullanılma biçimiyle bir mücadele aranır, geleneksel anlatıma tercih edilen yaratım süreçleriyle anarşi ortaya konulur. 

Direnişin perdeye nasıl yansıdığına göz atmak, sınıf ve emek mücadelesinin sinemada kendine nasıl yer bulduğunu görmek adına hazırlanan bu seçki ile Sinema Kitaplığı’nı devrime doğru bir parça genişletiyoruz.




Gerçek bir devrimin en büyük hazinelerinden biri, Sovyetlerin ilk adımlarına eşlik eden sinemanın kalem kalem işlendiği Devrim Sineması (Agora Kitaplığı, Sinema Kitaplığı 2, Ekim 2003). Luda - Jean Schnitzer ve Marcel Martin tarafından hazırlanan kitapta on iki bölümde işlenen on iki farklı yönetmen yer alıyor. Sergei Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’ndan(1925), Dziga Vertov’un belgesel sinema yaklaşımına uzanarak Sovyetler sinemasının devrimi anlatma gücünü analiz eden kitap, sinemanın devrimcilerin elinde bir politika aracı olarak nasıl kullanıldığına nitelikli açıklamalar getiriyor.



Perdeye Yansıyan Kavga: Yılmaz Güney’den Emin Alper’e Politik Sinema, (Phoenix Yayınevi, Aralık 2018) Burcu Şenel ve Onur Kartal tarafından Türkiye sinemasında mücadeleye dair söz söyleyen filmlere dair çoğu doktora öğrencisi olmak üzere çeşitli yazarlardan yazıların derlendiği bir kitap. Kimlik mücadelesinden, sisteme doğrultulan yumruklara Türkiye sinemasının son yıllarında çok ses getirmiş, kavgaya umut olmuş ve çok tartışılmış filmlerden oluşan seçkide en ilgi çekici yazılar Evrim Nacar ve Bihter İşler’in yazdığı “Nar Filminde Bir Mağduriyet Nedeni Olarak İhmal, Bir Görünürlük Biçimi Olarak İhlal” (sayfa 145.) ile Sevgi Doğan’ın yazdığı “Zeki Demirkubuz’un Ötekileri” (sayfa 113)



İsyan ve Devrim Filmleri (Yordam Kitap, Kasım 2013) Yeşim Dinçer’in önsözüyle sunduğu on beş farklı yazı; Zahit Atam, Yıldız Silier, Necla Algan gibi akademisyen ve yazarların sinemaya isyankar bir açıyla temas eden düşüncelerini okuyucuya sunuyor. Coğrafya ve zaman olarak geniş sınırları bulunan kitapta Sovyetler sinemasından İtalyan sinemasına, İspanya İç Savaşı’ndan 68 yılına uzanan direniş halinin sinemadaki yansımalarından söz edilmekte. 







Sinemamızın düşünsel düzlemde en önemli isimlerinden biri olan, Türkiye’de devrim ve direniş, sinemayla birlikte anıldığında akla ilk gelenlerden Onat Kutlar’ın kaleme aldığı anılarını bir araya getirdiği ve adeta bir el kitabı niteliğindeki Sinema Bir Şenliktir (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mart 2004), direnişe dair söz söylemek isteyen her sinemaseverin okuması gereken kitaplardan biri. Sinemanın, Sinematek’in, direniş ve devrimin sinemadaki yolculuğunu yazılar boyunca adım adım anlatan Onat Kutlar, Türkiye Sineması’nın müstakbel yaratıcılarına yeni kapılar aralıyor.


Sinema Bir Şenliktir, bir anı-anlatı derlemesi oluşundan ötürü sinemanın yaratım ve dönüşüm süreçlerini bizzat deneyimleyen Onat Kutlar’ın bakış açısıyla 1965-78 arası bir yolculuğa çıkarıyor bizi. İzlediği filmler, katıldığı festivaller ve Sinematek’in kuruluş sürecine dair anlatılarla sinemanın hayata içkinliğine ve dolayısıyla mücadeleye dikkat çeken Onat Kutlar, kendi sinema dünyasında büyük yeri olan pek çok isimden kitabın ilk kısmında söz ediyor. “Yaratıcılar Sineması” adlı bu bölümde ismi geçen Eisenstein, Visconti, Bergman gibi pek çok yönetmen toplumsal düzlemde sinemayla nelerin dile getirilebileceğine dair hala sözünü ettiğimiz filmleriyle değerlendiriliyor. “Sinema Bir Şenliktir”, sinemanın kolektif ortamlarda ne denli güçlü bir etkileşim aracı olduğuna işaret ederek şenlikler gibi eğlence ve toplumsallığı bir arada bulunduruşunu dile getiriyor. Kolektif hafızanın ortaya çıkmasının en olağan yollarından biri olan bir araya gelmek ve birlikte söz söylemek; Onat Kutlar’ın da bahsettiği üzere film şenliklerinde, festivallerde, Sinematek’te düzenlenen film haftalarında kendine yer buluyor. “Türler, Temalar” adlı bölüm sinema bir eğlence aracı olarak erotizmle harmanlanırken bu türün karşısında duran politik sinema kavramı ve pornografiye yenilmeden sinema yapmanın nasıl mümkün olacağına dair yazılar içermekte. “Dünya sineması seks peşinde koşarken etkin bir anlatın yolu olan ‘politik sinema’ da gelişiyor” başlıklı yazı, uzun başlığının da özetlediği biçimde sinemanın endüstriyel ve politik kullanımlarını inceliyor. Son bölüm, “Yetimhaneden Malikaneye: Chaplin” ana akım sinemayı bizzat kendisini kullanarak eleştiren bu yönetmenin hayat hikayesi üstünden mücadeleye farklı bir yaklaşım getiriyor.


Funda Başaran’ın hazırladığı İşçi Filmleri, Öteki “Sinemalar” (Yordam Kitap, Nisan 2015), 2006 yılından beri süren İşçi Filmleri Festivali’ni, festivale dair deneyimler ve festivale konu olmuş sinema unsurları bağlamında ele alıyor. Kitap; işçi sineması dendiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Ken Loach, işçi sınıfının beyaz perdedeki serüveni ve sınıf bilincine dair işlevsel bir düşünce haritası çiziyor.









Yeni Türkiye Sinemasında Sınıfsal Görünümler (Doruk Yayımcılık, Mayıs 2021) Janet Barış kaleminden Türkiye sinemasının son yıllarında perdeye yansımış yoksul ve işçi sınıf, orta-üst sınıf, şehirde kaybolmuş beyaz yakalı, burjuvazi anlatıma ve takriben sinemada sınıf temsillerine yer veren beş bölümden oluşuyor. Toz Bezi(2015), Nefesim Kesilene Kadar(2015) gibi alt kesim kadın mücadelesine eğilen filmlerin yanı sıra, Kış Uykusu(2014), Tereddüt(2016) gibi burjuvazinin ayrıksılığına da değinen kısımların yer aldığı kitap çeşitli örnekler üzerinden Türkiye sinemasının geniş bir perspektifi gibi.


37 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page