top of page
  • Feyza Delibalta

Man Facing Southeast, 1986: Bir İsa-Pilatus Hikayesi

“Birileri üzüntüden ölür ve onları görmemek için bir yere kilitlersiniz.” 

Rantes


Hombre Mirando Al Sudeste (Man Facing Southeast), "sihirli gerçeklik" türündeki filmleriyle bilinen Eliseo Subiela'nın yönettiği 1986 yapımı bir Arjantin filmidir. Subiela bu filmiyle Chicago, San Sebastian, São Paulo ve Toronto festivallerinde ödüller almıştır. 


80’lerde vizyona giren uzaylı istilası temalı filmler, dünya dışı bir canlının insanlıktan daha gelişmiş olacağı fikrinden yola çıkıyor ve “başarısızlığa uğramış insan soyu”, bu filmlerin çoğunda yok oluştan daha azını hak etmiyor. 1. Dünya savaşından sonra soğuk savaşla belirginleşen bir his bu: nükleer yok oluş korkusunun yarattığı çaresizlik, insanlığın başarısızlığa uğradığı ve başına gelecek olanları hak ettiği düşüncesi. Ve bir “kurtarıcı” veya “işgalci” kim olursa olsun, onun insan dışı bir varlık olmaması gibi bir ihtimal söz konusu değil. Aynı zamanda “öteki”nin temsilidir bu. Hombre Mirando Al Sudeste filminde “öteki” kavramı İsa’da ve uzaydan geldiğini ve peygamber olduğunu iddia eden bir akıl hastasında tanımını bulur.



Hombre Mirando Al Sudeste, bizi bir hastanenin koridorlarında gezdirir. Sonra kendimizi bir doktorun odasında buluruz. Bir hasta, doktora geçirdiği şizofrenik nöbet sonucunda öldürdüğü sevgilisini anlatmaktadır. Doktor, sanki hastanın psikozu bulaşıcıymış gibi, mümkün olduğunca  arkasına yaslanmıştır. Sonra iç sesi dolar kulaklarımıza: Mesleğine inancı kalmamıştır. Hastaneyi bir cehennem, kendisini de bir cehennem bekçisi olarak görür. “Ona sakinleştirici vereceğim. Er ya da geç diğerlerinin arasında kaybolacak. Kendini daha iyi hissedecek… Ama asla kendi olamayacak.”


Bir gün yeni bir hastanın koğuşta belirmesiyle doktor için işler tekdüzelikten sıyrılır.

Bir klasik müzik dinletisi. Piyanonun başında yeni hasta Rantes var. Bach’ın Preludio y Fuga en G-Moll’ünü, çalarken düşündüğü, bu müziğin insanlar üzerindeki olumlu etkisi. Biz de bunun farkındayız ve bunun her yerde böyle olacağını umut ediyoruz (1977’de uzaya Voyagerlarla Bach gönderdik). Bir akıl hastası ve aklı başında bir insanın yabancılaşması, ortak duygularda birleşir. Ancak Rantes, insanlarla hisler bağlamında bir ortaklık yakalayamamaktadır. Bir uzaylı olduğunu söyleyen Rantes, Bach'ın müziğini anlayabildiğini ama hissedemediğini söyler. 



Parmak izi araştırılan ancak kim olduğu tespit edilemeyen Rantes, Doktor’a başka bir gezegenden geldiğini, bir hologram olduğunu söyler. Uzun zamandır işini isteksizce yapan Doktor'un bu durumu değişir. İlk defa işine bağlanmış, kendini mutlu hissetmektedir. Rantes’in amaçladığı da budur: insanları mutlu etmek doğrultusunda programlandığını söyler.


Rantes, zaman ilerledikçe insanları iyileştirmeye, onları mutlu etmeye kendisini adadığını gösterir. Söylemleri barış getirmek için görevlendirilmiş bir peygamberi andırır. Doktor Denis, Rantes'i "Sibernetik İsa" olarak niteler. Ancak hologram olduğu iddiasını ve genel şizofrenisini sürdürerek ilaç tedavisine hiçbir şekilde karşılık vermeyen Rantes'in sonunun da İsa Mesih gibi olabilecek olmasından endişe duymaya başlar. Böylece Pontius Pilatus-İsa hikayesi başlar. Pontius Pilatus, İsa'nın çarmıha gerildiği dönemde Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaletinin imparatorudur. İsa'nın çarmıha gerilmesini isteyen halka İsa'nın suçsuz olduğunu söylemiştir. Ancak sonunda halkın istediği olur. Pontius Pilatus, kalabalığın önünde ellerini yıkar ve halka şöyle seslenir: "Bu adamın kanından ben sorumlu değilim! Bu işe siz bakın!" (Matta 27:24) Burada doktor, her şeye rağmen İsa’ya inanan Pilatus’dur.


“Rantes beklenmedik biçimde içindeki öfkesini dışa vurdu. Kendisi "Sibernetik Mesih" idi. Ama öfkesi eski model Mesihlere benziyordu.”

Doktor



Doktor uzun zamandır ilk defa bir hastası için “Ona dokunsam ne olur acaba?” yerine "Onun için endişeleniyorum." der. Yabancılaşma kaybolmuştur artık, acıma duygusunun uyuşturucu özelliğinden kurtarır kendisini. Artık biz vaktinin çoğunu hastasına ayıran, onu iyileştirmeye çalışan bir doktor görürüz. 


“Rahatlayın, Doktor. Sizi ne endişelendiriyor? Ordularına emir veren bir diktatör olsaydım anlayabilirdim. Ama ben bir tımarhanedeyim.”

Rantes


Doktorla olan sohbetlerinde insanların bir başkasına olan duyarsızlığından bahseden Rantes, doktorun ve seyircinin insani duygularını harekete geçirmeye çalışır. Yönetmen, hastaları iyileştirmekten çok derdi onları toplumdan uzak tutmak olan tımarhaneleri eleştirmekle beraber, insanlığın duyarsızlığını, “öteki”yi oluşturan suçluluk psikolojisini irdeler. 


Ve elbette, bir peygamberin tımarhanedeki müritleri diğer akıl hastaları olur. Zira dışarıda da peygamber olduğunu söyleyebilirdi, ancak ona sadece akıl hastaları inanır, diğer insanlar yargılar, hatta bu eski bir dönemde olmuş olsa, çarmıha gerilirdi. Ancak tımarhanedeki bir hasta bir gölgedir. Dış dünyaya zararlı olmadığı sürece ona dokunulmaz.


“Rantes ben hariç herkes için bir hayaletti. Başka hiçbir doktor onu tanımıyordu. Onun varlığına şahit olan sadece bendim. Şayet Rantes deliyse sadece benim için öyleydi.”

Doktor


"Sibernetik İsa"


Doktor, Rantes ve Mesih’i karşılaştırdığı bir sahnede şöyle söyler: “Mesih oldukça sosyal ve politik bir duruşu olan biriyken o kendini neden dışarıya bu kadar kapattı?” 

Rantes her gün vücudunu güneydoğu yönüne döndürmüş bir şekilde saatlerce bekler. Kendisini sonunda elektroşoka mahkum edileceğini bile bile tımarhaneye kapatmasında İsa’nınkine benzer bir duruş vardır. Rantes insanların günahlarının bedelini öder. İsa’nın Tanrı’ya sorduğu gibi o da Doktor’a sorar. “Doktor, beni neden terk ettin?” 


Akıl hastalığı stratejik, politik bir konsepttir. Hastaların sözde tedavi şekilleri zamanın politik zeminiyle ilişkilidir. Bir tımarhanenin içindeki insanlar apolitik kabul edilir, doktorun Rantes’in de öyle olduğunu düşünmesi tabiidir. Ancak filmin orkestra sahnesinde hastalar Rantes’in askerleri gibi onun önderliğinde isyan çıkardıklarında Rantes tehlikeli bir hasta haline gelir. Ancak bu sefer tehlike dine yönelik değildir, çünkü aradan geçen binlerce yıl ve modern dünyanın doğuşu, yeni bir İsa-Pilatus hikayesi yazacaktır. Tehlikede olan hastane patronlarının itibarıdır.


İyilik yapma sebebi olarak duygularını değil, mantığını gösteren Rantes için bu mantığı kullanamayan insanlar hastadır. Asıl deliler, dışarıda, savaş alanlarında, özgürlüğün olduğu her yerdedir. Film tımarhaneleri bir göz ardı edişin, kayıtsız kalışın sonucu olarak tasvir eder. 


Hastane Yöneticisi: Askeri geçit törenine götürmediğin için şanslıyız. Bu sefer manşette olurduk. "Deli, Orduya Taarruz Emri Verdi"


Doktor Denis: O dediğin çok önce oldu ve yapanın adı da Rantes değildi.


Doktor burada filmin çekildiği zamana yakın bir tarihte gerçekleşen Falkland Savaşı’na atıfta bulunuyor. Rantes, ordulara emir veren bir diktatörden daha mı tehlikeliydi? 


“Kurbanların arasında dolaşmayı, onları görmezden gelmeyi alışkanlık haline getiren biri şık giyinebilir, örnek vatandaş olabilir, kiliseye gidebilir... Ama onun hasta olduğu inkar edilemez.”

Rantes






36 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page