top of page
  • Alperen Buğra Özkök

British Sounds: 68 Mayısından Devrimci Yaklaşım

Temasını “Direniş” olarak belirlediğimiz bu dosyamızda, 68 Mayısına giden süreçten bir hayli etkilenmiş, dönemin öğrenci hareketlerinde yer almış Godard’dan (özellikle Nouvelle Vague sonrası “radikal” döneminden) bahsetmemek olmazdı. Ancak British Sounds’tan bahsederken yalnız Jean Luc Godard’dan değil, 1969 yılında oluşturulmasına Jean-Pierre Gorin’le birlikte öncülük ettikleri Dziga Vertov Group’tan da söz etmek gerekir. Dziga Vertov Group tarafından yapılmış dokuz filmden biri olan British Sounds, aslen İngiliz televizyon ağı London Weekend Television için üretilmiş fakat sonrasında yasaklanmış.Bu kısa politik belgesel, kolektifin diğer işlerine nazaran daha kısa bir ekran süresine sahip olsa da muhtemelen Dziga Vertov’u en az kendi Kino-Pravda’sı kadar tatmin ederdi. Girizgahında birçok özel ismi andığımız yazımıza, dönemin sosyo-politik koşullarından ve bu isimlerin neden önemli olduğundan bahsederek devam etmek, anlaşılması güç olmakla eleştirilmiş bu belgeseli anlamlandırmakta faydalı olacaktır.


Yenilikçi ve deneysel sinemasıyla Fransız Yeni Dalgası’nın (Nouvelle Vague) usta yönetmeni olarak tanıdığımız Godard, Nouvelle Vague döneminde de eleştirel ve toplumcu gerçekçi sinemasıyla biliniyordu. Ancak Weekend (1967) filminin sonunda yer verdiği “End of Cinema” (Sinema’nın Sonu) ifadesiyle öyküsel sinemasına son verdiğini ilan etti ve bundan böyle daha radikal bir yol izleyeceğinin sinyalini vermiş oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş etkisindeki iki kutuplu dünyada gerçekleşen Vietnam Savaşı, Çin Komünist Devrimi, Avrupa genelinde yükselen işçi hareketleri ve ikinci dalga feminizm gibi pek çok olgu ve olayın etkisiyle 1968 yılı Mayıs ayında Fransa genelinde sivil itaatsizlik eylemleri patlak vermişti. Gün geçtikçe söylemlerini ve sinemasını daha politik bir yerden kuran Godard, o yılın Cannes Film Festivali’nin iptal edilmesine yönelik protestolara liderlik ederek festivalde yarışan filmler arasında dönemin olaylarının aktörleri olan işçi ve öğrencilerin hedeflerine yer veren tek bir film dahi olmamasını eleştirdi.3 Devrimci ve politik bir sinema idealini takip ederek o dönem Althusser, Foucault ve Lacan’ın da öğrencisi olan Maoist Jean Pierre Gorin’le birlikte, adı sessiz sinema döneminden Sovyet Montajı akımının önde gelen belgeselcisi Dziga Vertov’dan gelen Groupe Dziga Vertov‘u kurdular.



DVG’nin bir kısmı belgesel, bir kısmı hikâyesel olmak üzere çektiği filmler Avrupa’da ’68 sonrası gelişen devrimci hareketleri anlamak için çok değerli olmakla birlikte -Godard’ın diğer işleri gibi- bir sanat medyumu olarak sinemayı şekillendirmede de etkili oldu. Sınıfsal çatışmalara sinema penceresinden bakan ve sinemayı değişimde bir araç olarak gören Godard ve Gorin, bu periyot boyunca DVG filmleriyle sendika ve üniversiteleri turladılar. DVG ile yaptığı filmler her ne kadar Jean Luc Godard’ın sineması için yeni bir soluk olsa da bu filmlerin izleyici için ulaşılabilirliği çok yakın bir zamana dek kısıtlıydı. Bu yapımlara erişmenin uzun bir dönem neredeyse imkânsız olması DVG’nin politik ajandası göz önüne alındığında, bir başarı sayılabilir miydi? 


Başlamadan söylemek gerekirse “British Sounds ne anlatıyor?” sorusuna cevap vermek pek kolay değil. Bunun birbiriyle ilintili birkaç sebebi var. İlki, filmin nedensel olarak birbiriyle bağlantılı görünmeyen altı parçadan oluşması. Bu altı parça sırasıyla şu şekilde tarif edilebilir: bir araba fabrikasının üretim bandında çalışan işçiler, evinde çıplak dolaşan bir kadın, renksiz bir haber filmi, çalışma koşulları hakkında tartışan bir grup işçi, The Beatles’tan bir şarkının sözlerini yeniden yazmaya uğraşan bir öğrenci grubu ve kanlı bir yumruk. Film boyunca eşlik eden kadın ve erkek sesi, çocuklarına çeşitli grev ve sendikal hareketlerin tarihini öğretiyor. Bununla birlikte, sahneler arasına üzerine izleyenin belirli kavramları sorgulamasını sağlayan soruların, kelimelerin yazılı olduğu kağıt ya da fotoğraf, poster gibi çeşitli görseller bu bağımsız parçaları filmin politik temelinde buluşturuyor. Bir diğer sebepse filmin, film yapımıyla ilgili ayrı bir anlatıya sahip olması. Bu bağlamda film, üzerinden politik mesajını iletebileceği bir grup örneklem seçip izleyiciye hikayesini anlattığı ölçüde sinemacıya da aynı örneklemler üzerinden film yapma dersi veriyor. Yani filmin ne anlattığını çabucak paketleyip sunamamamızın sebebi, British Sounds’un çabasının “bir şey” anlatmaktan ziyade saf politik bir sinemaya ulaşmak olması. Bu sinemanın amacı ise izleyiciye bir hayat görüşünü, bakış açısını aktarmak ve onu harekete geçirmek. 



DVG, filmin görsel ya da işitsel pek çok katmanında Karl Marx’ın felsefesinin ayrılmaz parçası olan diyalektiği kullanıyor. Filmde anlatıcılardan biri “Toplumun kumaşı karşıtlıklardan örülmüştür. Film yapmak bu kumaşa nüfuz etmektir.” diyor. Dolayısıyla film yapmayı toplumu dönüştürme yolunda önemli bir araç olarak gören ve bu doğrultuda diyalektiği yöntem olarak belirlemiş DVG kolektifi, filmde pek çok karşıtlığa yer veriyor. Film boyunca dış ses aralıklarla “Belgesel ve Kurgu”, “İdeoloji ve Güzellik”, “Hitler ve Hollywood”, “Sermaye ve Emek”, “Mini Etek ve Karşıdevrim” gibi izleyicide çağrışımlar yaratması beklenen ikilikler seslendiriyor. İsmi geçen ikiliklerden belki de en anlamlısı “Görüntü ve Ses”. İlk sekansta uzunca bir süre üretim hattında çalışan işçileri izlerken çığlığı andıran ortam sesleri duyarız. Filmin ismiyle birlikte düşündüğümüzde “ses” vurgusuyla, bastırılan ve hakkı yenilen kesimlerin sesinin kastedildiği kolayca anlaşılıyor. Buna karşılık, film “Burjuvazi dünyayı kendi imajıyla yaratıyor. Yoldaşlar, bu imajı yok etmeliyiz!” repliği ile açılıyor. Yer yer burjuvaziyi ve Hollywood’u, kendilerini dünyaya görsel olarak sunma şekilleriyle de eleştirdiğini düşünürsek “Görüntü ve Ses” ikiliği üzerinden kurulan zıtlık netleşecektir. Film, bir filmi somut olarak oluşturan iki bileşen arasındaki çatışmadan bahsederken bu ikisinin her zaman aynı doğrultuda olmayabileceğini, bazen görüntü ve ses arasında yaratılacak tez ve antitezden bir sentez oluşturulabileceğini gösteriyor.



60’lı ve 70’li yılların sıcak siyasi ve toplumsal tartışmalarını belgelemeyi, dünya halklarındaki çeşitli hareketlilikler üzerine bir şeyler söylemeyi ve hatta onları dönüştürmeyi amaçlayan DVG, British Sounds ile direnen (ya da direnmesi gereken) birçok gruba dayanışma mesajı gönderiyor. Film kapanışa doğru ilerlerken, çeşitli müziklerin üst üste bindiği bir soundtrack eşliğinde, kime ait olduğunu bilmediğimiz, dolayısıyla kitleleri temsil eden kanlı bir yumruğun sürüklenişini ve sonunda direniş bayrağını kaldırışını izleriz. Bir sonraki sahnede bu yumruk tekrarlayan biçimde Birleşik Krallık bayrağını delerken kadın ve erkek anlatıcılar bir ağızdan belirli toplumsal güçler, gazeteler ya da sendikalarla dayanışma çağrısında bulunurlar. Görsel olarak harekete geçirici bu final sahnesinde, Dagenham’daki Ford işçilerinden London School of Economics’teki devrimci öğrenci ve öğretmenlere kadar pek çok gruba selam durulur. 



Öte yandan, önceki dakikalarda kadın ve göçmen sorununa ve bu kimliklerin direnişine de dokunur belgesel. İzleyiciyi, tabu olarak gördüğü çıplak kadın bedeniyle karşı karşıya bırakıp kadınların içinde bulundukları sıkıntı ve açmazları bu bedenden dinlemeye zorlar. Anlatıcı, eşitsizliğin aile anlayışından kaynaklandığını anlatır örneğin. Ya da kadınlar arasındaki ayrışmadan, bir araya gelmelerinin zorluğundan bahseder. Bir ara kadınların mücadelesinin devrimci cenah tarafından ikinci plana atılmasından, değişim için devrimin beklenmesi gerektiğinin söylenmesinden yakınır. Göçmen karşıtı medyanın eleştirildiği haber sekansı ise faşizme karşı direnmenin gerekliliğini vurgular niteliktedir. Aynı zamanda kötü koşullarda çalışmayı reddeden işçileri ekonomiyi aksatmakla ve gençleri cinsellik, uyuşturucu ve uçuk fikirler uğruna sokaklarda karışıklık yaratmakla suçlayan haber spikerinin konuşmasına, gruplar halinde çalışan işçilerin görselleri üzerine “Birleş!” diye fısıldayan dış ses eşlik eder. Spiker, kendi ülkesinin “ilkel” bölgelere medeniyeti götürdüğünü, oralarda fabrikalar kurduğunu ve hükümetlerinin “işlemesine yardımcı olduğunu” dolayısıyla bu toprakları sömürmekte hakkı olduğunu iddia eder. Konuşmasına Birleşik Krallık’ta yaşayan göçmenleri bu medeniyete uyum sağlayamamakla ve sosyal yardımları sömürmekle suçlayarak devam edip sonrasında ırkçı olmadıklarını eklese de söyledikleri izleyicide çoktan şok etkisi yaratmıştır bile. Nitekim belgeselin amaçladığı da budur: Karşıt düşünceyi anlamaktan ziyade onun en radikal halini sunarak çatışma yaratmak.



Ulaşmanın neredeyse yeni yeni mümkün olduğu bir grup deneysel film arasında bir proje olan British Sounds, 68 kuşağından günümüze tartıştığımız konuların ne ölçüde değiştiğini izlemek ve kitleleri harekete geçirmek amacıyla üretilen politik sinemanın başarılarını ve zayıflıklarını tespit etmek için sinema tarihinin kritik bir noktasında duruyor. Bir ideolojinin hem içerik hem yapısal olarak sinemayla birleşmesi noktasında ilk defa yapılmamış olsa da yapıldığı dönem itibariyle önemli olan Dziga Vertov Group filmleri, Jean Luc Godard’ın kişisel öyküsünde de oldukça dönüştürücü bir yere sahip. 


Kaynakça

Dawson, Jonathan. Senses of Cinema. 10 2005. https://www.sensesofcinema.com/2005/cteq/british_sounds/.

Williams, Craig. British Film Institute. 16 05 2018. https://www.bfi.org.uk/features/jean-luc-godard-dziga-vertov-group.

41 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page