top of page
  • Göksu Gün Alioğlu

Andor: Uzun Zaman Önceki O Çok Çok Uzak Galaksinin Tarihinden Bir Kesit

Diyojen’in gündüz vakti elinde fenerle sokaklarda dolaşıp insan aradığını söylemesi gibi Star Wars da 2015’ten beri o kadar franchise’a ait o kadar yapım içinde “Star Wars”u bulmaya çalışıyordu. Ancak Disney’in bünyesindeki Lucasfilm ile bu arayışta birkaç istisna hariç yol katemiyordu. 2007 yapımı Michael Clayton’un senaristi ve yönetmeni olan Tony Gilroy’un Andor’u bu gidişatı en etkili bir biçimde değiştiren bir iş oldu.



STAR WARS: BİR UZAY TARİHİ

Andor’un başlangıcında Star Wars filmlerinde girişte yer alan klasik “A long time ago in a galaxy far, far away/Uzun zaman önce çok çok uzak bir galakside” sözünün olmaması Star Wars’un potansiyelinde olan ama unutulan bir özelliğini seyirciye hatırlatıyor. Bu şey giriş sözünün pek dikkate alınmayan ikinci anlamında saklıdır. İlk olarak bu söz “Bir varmış bir yokmuşun Star Wars versiyonu olup eserin aslında spekülatif kurgu (daha spesifik olarak bilim kurgu) öğelerinden yararlanan bir masal olduğu manasına geliyor. Derin okuma yapmaya girişen her hayranın çıkarım yapabileceği üzere belki de kurguya göre Star Wars yapımları boyunca gördüğümüz tüm maceralar o galaksideki akıllı canlı türlerinin gerçekliğinde, nesilden nesile aktarılan halk masal ve efsaneleridir. Ancak aynı zamanda tarihsel bir anlatı olduğu da ileri sürülebilir. Star Wars’taki galaksi gerçek evrenimizin geleceğine kurmaca olarak eklenmemiş (Dune ve Foundation gibi değil yani) tamamen kendi içinde kurgusal bir yer olmasına rağmen o kurmaca galaksinin sakinleri yüzyıllar sonra “çok uzun zaman önce” olmuş, kendi gerçekliklerinde yaşanmış olan tarihsel olayları yeni nesillere biraz hikâyeleştirerek anlatıyor olabilirler. İşte Andor da Star Wars’un uzay masalı ve uzay operası olmasının yanı sıra bir bakıma “uzay tarihi” niteliğinde de olduğunun altını çizmektedir. Belki de bunu George Lucas’ın altı filmi dahi böylesine net vurgulamamıştı. Uzay tarihi niteliği de zaten dizinin realist stiliyle bağlantılıdır. Dolayısıyla karşımıza masalsı üsluptan daha geniş, zengin ve esnek anlatım imkânlarına sahip bir kompozisyon çıkıyor. Yine de Andor kendini tümüyle uzay masalı ve uzay operası türlerinden ayırmaktan kaçınarak Star Wars’un özüne bağlı kalıyor. Uzay masalıyla uzay operasının avantür ve diğer bilim kurgu türlerine kıyasla nispeten daha hafif tonlu üsluplarına uzay tarihinin daha yoğun biçemine; gerçekçi karakter arc’ları, rasyonel bakış açısı ve sanatkârane mekân tasvirleri sayesinde yakınlaşıyor. Andor için Star Wars’un da politik, ekonomik, sosyal ve kültürel meseleleri seyreltik, siyah-beyaz ve yüzeysel açıklamalar yapmadan işleyebileceğini kesin olarak ortaya koyan ilk ışın kılıçsız Star Wars Canon yapımı denilebilir. 



DAHA GENİŞ VE DERİN BİR EVREN

Andor’da özel güçlerini de kullanarak senatörlerin fikirlerini kontrol etmesi sayesinde siyasi hayatında kullandığı gerçek ismi Palpatine’in maskesi altında iktidara gelmiş bir Darth Sidious görmüyoruz. Böylece dizi Sidious’un senatoyu Güç’ün karanlık tarafının enerjisiyle hipnoz etmesi gibi bir varsayımı kenara itiyor. Bunun yerine İmparatorluk rejimine sıcak bakan veya kendi çıkarları için bu despotluğa göz yuman senatörlerin, galaksinin elit kesiminin desteği sayesinde iktidara gelip kök salmış bir totaliter rejimin ve onun otokratının varlığından bahsediliyor. Dizide galaksinin kaderini tayin eden asıl kritik aktörler Güç’ün süper güçlü olma ayrıcalığına sahip olmayan çoğunluktaki kulları. Bu sefer isyancıları kovalayan asıl elebaşı Darth Vader değil, Teğmen Dedra Meero. Yine isyancılara köstek olanlar arasında Vader’ın güce eğilimleri olan suikastçı savaşçılarından (Inquisitors) ziyade eski bir polis ve yeni bir İmparatorluk memuru olan Syril Karn’ı görüyoruz. Uzay büyücülerinin tarikat ayinlerinin galaksi üzerindeki etkisi yerine sıradan insanların geleneklerininin daha büyük politik bağlama olan tesirini izliyoruz. Çoğunlukla işçi, esnaf ve zanaatkârların yaşadığı Ferrix’in kültürü için kolektif kimliğin ve bilincin ne kadar önemli olduğuna şahit oluyoruz. Ölen bir Ferrix vatandaşının külleri başka malzemelerle karıştırılarak bir tuğla yapılıyor ve şehirdeki binalardan birinin duvarına yerleştiriliyor. İmparatorluk’a karşı ilk büyük halk ayaklanmalarından birinin bu gezegende çıkmasında bu kolektif duyarlılığın katkısı yadsınamaz. Zaten en başta Galaktik Cumhuriyet, Ticaret Federasyonu ve Teknoloji Birliği gibi siyasi-ekonomik oluşumlar ve bu oluşumlara bağlı halkların desteği olmasaydı ne Jedi’lar nüfuzlarını bu kadar arttırabilirlerdi ne de Sidious Sith Tarikatı’na Altın Çağ’ı yaşatabilirdi. Bunun yanında dizide orijinal üçlemenin aksine hiçbir şey pek kolay ilerlemiyor. Kitlesel özgürlük ve doğruluk uğruna bireysel bütünlüğünden vazgeçen Luthen…Gelecek üzerindeki etkilerini göremeyeceği bir manifesto için genç yaşında ölen Nemik…Totaliter rejimin ahlaksızlığına bir noktadan sonra kendi ahlak değerlerine, prensiplerine ve dünya görüşüne ters düşecek şekilde karşı koymak zorunda kalabileceğini zoraki de olsa kabullenen Mon Mothma…Gerçi Star Wars daha derin argümanlarla yoğrulmuş uzay serüvenlerine ve politik dramaya resmen Legends tarafında 90’ların ve 2000’lerin roman ve çizgi romanlarıyla, Canon tarafında ise öncül üçleme filmleri ve The Clone Wars animasyon dizisiyle adım atmıştı. The Mandalorian (2019-) da ilk sezonuyla bu çorbaya tuzunu koymuştu. Andor ise bu yaklaşımı birkaç basamak daha yukarıya taşıyarak The Clone Wars (özellikle ilk birkaç sezon) ve The Mandalorian’ın ilk sezonunun dahi ulaşamadığı çizgiyi aşıyor.



Yukarıda kolektif bilinçten bahsetmişken bunun dizinin karakterlere odaklanma metoduna yansımasına da değinmek gerekiyor. Dizi ismi ana karaktere işaret ediyor diye öykünün merkezine Cassian Andor’u yerleştirip diğer karakterlerin hikâyelerini sönük bırakmıyor. Böylece evreni daraltmıyor. Ancak diğer karakterlere de söz hakkı verirken dizinin ismine ters düşerek Cassian’ı arka plana atma tutarsızlığına da düşmüyor. Böylece en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm karakterlerin işlevleri hakkında tatmin edici izlenimler edinmiş olmakla kalmayıp o çok uzak galaksinin tarihine bir zamanlar birbirleriyle kaynaşarak kolektif anlamda tesir ettiklerine de ikna oluyoruz. Bu sayede dizide evrenin genişlik hissini soluma imkanı buluyoruz.


Andor’da Legends’daki bazı güzel hikâyelerin izleri var. John Ostrander’ın dokuz ciltlik Star Wars Clone Wars ve Return of the Jedi’dan yüzyıllar sonra geçen Legacy resimli çizgi roman serisinde yazmış olduğu öykülerle neredeyse aynı ruhtan besleniyor. İlk bölümde daha isyancılara katılmadan evvel Cassian’ın kayıp kardeşini alt tabakalardaki bir geneleve kadar aradığı Morlana One’ın sokaklarının tekinsiz halini, Cassian’ın tanıştığı insanlarla olan iletişimini ve polisle olan çatışmasını izlerken sanki bir Legends eserinin Jedi ve Sith’siz versiyonunu tüketiyormuş hissine kapılıyoruz. Öyleyse dizinin yaratıcısı, senaristi ve sorumlusu olan ve Rogue One’ı berbat bir film olmaktan kurtarmasıyla bilinen Tony Gilroy eski bir Star Wars sevdalısı mı? Aslında kendisi Rogue One’a kadar Star Wars’a hiç ilgi duymadığını ve halen de serinin hayranı olmadığını belirtmiş. Hatta daha birkaç sene önce The Moment with Brian Koppelman podcast’inde verdiği röportajda Rogue One’ı bir Star Wars filmi olarak değil, bir Britanya Savaşı filmi gibi gördüğünü söylemiş. Bu filmin daha önce de bahsettiğimiz “uzay tarihi” anlayışının kaynağını ortaya koyuyor. Peki, Gilroy Legends yazarlarının tersine Star Wars tayfasından değilse nereden geliyor bu Gilroy-Legends bağlantısı? Canon’un yanında Legends eserlerindeki bilgilerle de dolu olan Wookieepedia mı? Fakat öğreniyoruz ki Gilroy’un Wookieepedia’ya başvurup başvurmadığı belirsiz. Kaynağı ne olursa olsun takip ettiği bu çizgi sayesinde dizi politik-askeri bağlamda gelişen ajan-örgütlenme-direniş anlatısını özverili ve kuvvetli oyunculuk performanslarının da desteğiyle samimiyetle işliyor. Hayran kitlesinden belli bir kesiminin fanatik, çiğ ve biatçı hislerini kabartmaya çalışarak gövde gösterisi yapmayı amaçlamıyor. İzleyicilerin ırklarını, cinsiyetlerini, cinsel kimliklerini ve cinsel yönelimlerini pazarlama ve prim yapma araçları olarak da kullanmıyor. Karakterler arasındaki ilişkiler, duygular ve bağlantılar hikâyenin akıp giden doğal parçaları. Gilroy’a göre, Andor’da iki kadın özgürlük savaşçısı (Chandrilalı Vel ve Ferrixli Cinta) arasındaki romantik yakınlaşma dizideki diğer ilişkiler gibi herhangi bir ilişki olacak şekilde düşünülmüş.



ESKİ VE YENİ EL ELE KOL KOLA 

Dizinin içeriksel değerlendirmesinin ardından son olarak biraz da teknik tarafına bakalım. Müzikler Moonlight (2016), Succession (2018-2023), The King (2019) ve Cruella (2021)’dan  tanıdığımız Nicholas Britell’e ait. Andor’un müzikleri Britell’ın daha önceki yapımlarda kullandığı melodilerin birleşimi gibi. Elektronik müziğin varlığı Star Wars’un çoğunlukla Klasik Batı Müziği’nden beslene gelmiş tarzından farklılaşıyor. Uzun zaman önceki o uzak galaksiye ruh üflemiş olan John Williams’ın kült besteleriyle boy ölçüşemeseler de parçalar bulundukları sahnelerdeki duyguların görsel anlatımıyla işitsel olarak senkronize olmada sorun yaşamıyorlar. Mekânların, özellikle de Cassian’ın anavatanı bellediği Ferrix’in evlerinin ve sokaklarının son derece gerçekçi ve doğal olması dizinin sadece bir stüdyo-hangarın içine döşenmiş yeşil perdelerin önünde (sound stage) çekilmemiş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Ferrix backlot seti olarak inşa edilmiş. Ayrıca Chandrila senatörü ve İsyancı Birliği’nin (Rebel Alliance) en önemli kurucularından olan Mon Mothma’nın Coruscant’taki evi ve Chandrila Büyükelçiliği olarak hizmet veren dairenin iç tasarımında geleneksel unsurlarla (beyaz çiçekli bonsai ağaçları) art deco mimarisinin fütüristik ve geometrik hatlarıyla birlikte kullanıldığını görüyoruz. Zaten modern ve arkaik ögeleri kaynaştırmak bilim kurguda sıkça başvurulan bir yöntemdir. Ancak Andor’da bu yöntem plastik ve katı değil, tabii ve akışkan bir şekilde uygulanıyor.


Uzun zaman önceki o çok ama çok uzak galaksinin tarihinden kritik bir dönemin panaromasını sunan Andor, özenti ve üstünkörü olmaktan uzak, sadece kalite seven Star Wars müdavimlerine değil, tüm zevk sahibi bilim kurgu ve dizi severlere hitap eden şahsiyetli ve çok katmanlı bir yapım. Star Wars’un demirbaş duygularından olan umudu hayranlardan esirgemeyen, bu kitleyi de sıradan izleyiciyi de aptal yerine koymayan ve sömürmeyen bir eser.


    

Kaynakça

Crow, David. “How Star Wars: Rogue One Was Saved.” Den of Geek. 6 Nisan 2018, erişim:  2 Aralık 2022. https://www.denofgeek.com/movies/how-star-wars-rogue-one-was- saved/.


Mooney, Dareen. “Andor is Star Wars as Only Tony Gilroy Could Have Made It.” The  Escapist. 25 Eylül 2022, erişim: 2 Aralık 2022.  https://www.escapistmagazine.com/andor-is-star-wars-as-only-tony-gilroy-could- have-made-it/.


Peterson, Karen M. “Building the Worlds of ‘Andor’: How Ferrix Was Built Brick-by-Brick  on a Backlot.” Variety. 5 Ekim 2022, erişim 11 Aralık 2022.  https://variety.com/2022/artisans/news/andor-ferrix-production-backlost-sound-stage- 1235393854/.


Vary, Adam B. “Sex and Revolution: ‘Andor’ Showrunner Tony Gilroy on Challenging the  Limits of the ‘Star Wars’ Universe.” Variety. 10 Kasım 2022, erişim 25 Ağustos  2023. https://variety.com/2022/tv/news/star-wars-andor-same-sex-couple-revolution- tony-gilroy-1235428948/.

19 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page