• Asya Küçükbasmacı

MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ: L'INNOCENT

2022 Filmekimi’nin bütün salonu kahkahaya boğan filmlerinden biri de Louis Garrel’in son uzun metraj filmi L’innocent’ti kesinlikle.


L’innocent’le, İran filmlerinden alışkın olduğumuz vicdani ve ahlaki dilemmalar üstünden ilerleyen hikâye akışını, soğuk ve duygularını dile getirmekten çekinen Fransız sinemasında görüyoruz. Karakterlerin birbirleri arkasından çevirdiği gizli kapaklı işlerin yanı sıra, yıllardır üstü örtülmüş duyguların da kimi boşluklardan sızmaya başlamasıyla hikâye düğüm düğüm bir hal alıyor.



Şehir silüetlerinin iç ürperten soğuğu, karakterlerin bakış açılarıyla katmanlanan melankolik hikâyesi ve izleyenin filmi bırakıp kendi duyguları arasında kaybolmasına yol açacak kadar yoğun duygu dünyasına rağmen hem ince hem bayağı esprileriyle bu karamsar anlarında duraksamadan akıp gidiyor film. Acısıyla alay eder bir şekilde, bütün salonu kahkahaya boğarken umutsuzluk, hayal kırıklıkları, yas gibi kalbin karanlık tarafındaki duyguları gün yüzüne çıkarıyor. İzleyeni kişisel bir sorgulmaya itecek bir film olsa da hızlı temposuyla bakışların kendisinden ayrılmasına izin vermiyor.


Dört karakter etrafında dönen hikâyede Abel, can yakan melankolik bakışlarıyla öne çıkıyor. Yıllar geçse de hâlâ ölen eşinin yasını tutmakta ve hastalıklı bir sadakatle kendi hayatını yaşamaktan imtina etmektedir. Acısına sımsıkı tutunan ve mutlu olmayı belki de tamamen hayatından çıkarmış Abel’in hayattan hâlâ kopmamasının nedeni ise sanki çocuğuymuş gibi ilgilendiği ve arkasını kolladığı annesidir.



Bir tiyatro oyuncusu olan Abel’in annesi Slyvie aynı zamanda hapishanedeki mahkumlara da oyunculuk dersleri vermektedir. Mahkumlarla yakın ilişkiler geliştiren bu aşk ve enerji dolu kadın son çalıştığı mahkumlardan biri olan Michel ile hayatının kim bilir kaçıncı baharını yaşamak üzeredir.



Film, Abel’ın annesini yapacağı yeni bir hatadan döndürmeye çalıştığı ama aşktan gözü dönmüş Sylvie’nin sevgilisine kavuşmak için neleri göze alabileceğini gördüğümüz bir sıcak takip sahnesiyle başlar. Karakterler adeta mantık ve duyguyu temsil etmektedir. Abel hatalardan ders alan, hayal kırıklığı yaşamamak için yeniliğe atılmayan ancak acısından da uzaklaşamayan biriyken Sylvie, hayallerinin peşinden giden, anlık heveslerle yeni maceralara atılan, duygularını dolu dolu yaşayan biridir. Anne-oğul ilişkisi izlerken aynı zamanda bir duygu-mantık ikilemine de şahit oluruz.


Abel, annesinin önüne bakmadan atıldığı bu yeni macerasında onu korumak için her şeyi göze alacaktır. Bu sırada da ortak bir acıyı paylaştığı, en yakın arkadaşı Clemence’ı ona yardım etmesi için ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak paylaştıkları sırlar arttıkça ikili arasındaki ilişki, engellenemez bir fırtına gibi bir suç ortaklığından çok daha fazlasına dönüşecektir.


Bütün ısrarına ve bu ilişkinin yaşanmasını engelleme çabalarına rağmen Abel, Sylvie ve Michel’in deli dolu aşkının önüne geçemeyince karşı koymayı bırakır ve hapishanede ziyaret saatinde yapılan mütevazi düğünlerinde üvey babasıyla tanışır. Büyük önyargılara sahip olsa da Michel’i tanıdıkça ona olan bakışı değişecektir. Peki gardını indirip ona güvenmekte haklı mıdır, bu adam da annesini yeni hayal kırıklıklarıyla bırakıp gidecek, incitecek midir?



Film bu sorular üstünde ilerlemeye devam eder, sorular cevaplandıkça yeni düğümler ortaya çıkar. İçine düştükleri duygusal örümcek ağlarında debelenip duran karakterler bir süre sonra gerçekten de içinden çıkamayacakları bir işe karışırlar.


Romantik komedi, dram, aksiyon… Bu filmin türü ne peki? Bu sorunun cevabını bulmak pek de mümkün değil. Hatta film ilerledikçe izleyenin kafası daha da karışıyor çünkü hem anlatım hem de kurgu teknikleriyle oynamaktan zevk alındığı aşikâr. Bu oyunların farkına varan ve keyfini çıkaran izleyicilerinse filmi sevmemesi imkânsız. Mükemmel bir film değil ve bu yüzden çok güzel.



Bir aksiyon filminin insanın içindekileri bu kadar şeffaf gösterebilecek, hayal kırıklığı ve umutsuzluğu bu denli anlatabilecek bir ayna olması gerçekten oldukça ilginç Başrolde ve yönetmen koltuğunda karşımıza çıkan Louis Garrel hem yeteneğiyle hem de ruhunuzu görüyormuşçasına keskin, dalgın ve melankolik bakışlarıyla kendisine bir kez daha hayran bırakıyor.


Pek çok türün özelliklerini içinde barındırarak farklı zevklere sahip izleyicilere aynı anda hitap edebilen L’innocent hem duygusal akışı ve izleyiciyi sürüklediği düşüncelerle hem de esprilerle renklenen heyecan verici aksiyon sahneleriyle oldukça beğeni toplayacak bir film.




*Başlık, Mor ve Ötesi’nin “Masumiyetin Ziyan Olmaz” adlı parçasından.


49 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör