• Ayşen Beyza Lezgioğlu

Kusurlu Bir Başkaldırı Anlatısı: I Am Not Your Negro


George Floyd isimli bir siyahi Amerikalının polis şiddetiyle katledilişinin üzerinden henüz iki ay bile geçmedi. Tüm dünyada yankı bulan bu tüyler ürpertici cinayet, yüzlerce yıllık adaletsizlik ve eşitsizliğe tepki olarak doğan siyahi başkaldırının, Black Lives Matter hareketinin haklı önemini ve ona verilmesi gereken desteğin hayati olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koydu. Bu cinayetin gözler önüne serdiği bir şey daha var ki bu, senelerin değişip ayrımcılığın değişmediğidir. Bu çıldırtan “devamlılığı” belki en iyi anlatan şey Time dergisinin beş sene önceki kapağının tekrardan gündeme gelmesiydi. Kapak, 2015 yılında polis şiddeti sonucu hayatını kaybeden bir siyahi Amerikalı olan Freddie Gray’in ölümünün ardından Baltimore’da gerçekleşen protestolarda, Devin Allen’ın çekmiş olduğu bir fotoğrafın üzerindeki iki tarih, bir çizik, bir de yazıdan ibaretti: Ne değişti ne değişmedi. Şimdi yeni bir çizik atılıyor artık eskimiş olan tarihin üzerine: 1968 değil, 2015 değil, 2020. Ve şimdi aynı soruyu yeniden soruyoruz: Ne değişti, ne değişmedi?


I am Not Your Negro (Ben Senin Zencin Değilim), siyahi Amerikalı yazar James Baldwin’in hayatı ve eserleri üzerinden, siyahi Amerikalıların yüzlerce yıllık eşitlik mücadelesini işleyen bir belgesel. Baldwin’in 1970’lerin ortasında yazdığı mektuplarından, notlarından, yayınlanmış denemelerinden ve üç önemli siyahi hak savunucusu (Medgar Evers, Malcolm X ve Martin Luther King Jr) üzerine yazmaya başladığı fakat bitiremeden hayata veda ettiği kitap taslağından faydalanılan yapım; Baldwin’in televizyon programlarındaki ve çeşitli üniversitelerdeki konuşmalarından alınmış pasajları, klasik dönem filmlerinden görüntülerle birlikte sunarak tarihsellik hissini pekiştiriyor. Ölümünün üzerinden 33 sene geçen Baldwin’in değindiği problemlerin hala varlığını koruması, yazarın çıkarımlarını bugün de faydalı kılıyor. Baldwin’in zarif üslubu ve kendine has bakış açısıyla var olan problemleri sırf politik değil kimliksel, sosyolojik ve psikolojik boyutlarıyla çok katmanlı olarak ele alması; bizi de sadece ırk sorunu üzerine değil ayrımcılıklar, imtiyazlar ve kültür gibi pek çok konuda derinlikli düşünmeye yönlendiriyor.


James Baldwin’in kendine has duruşu, Malcolm X’in ve Martin Luther King’in başını çektiği, bir yanda şiddeti bir yanda barışçıllığı yöntem olarak benimseyen “siyahi isyan” ikilemlerinin hiçbiriyle anılamıyor. Belgeselde de belirtildiği gibi Baldwin, siyahi başkaldırının önemli isimlerinden ve etkin bir siyahi figür; fakat o, ırk problemini daha kapsayıcı bir insanlık sorununun alt başlığı olarak görüyor. Bu noktada, Baldwin’in diğer siyahi önderlerden farklı olarak kendine has eleştiriler geliştirdiğini ve teoriyle deneyseli, akademik ile toplumsalı kendi felsefesinde buluşturduğunu söyleyebiliriz. Belgeselde ise, Baldwin’in bu ayrık ve kapsayıcı bakış açısına bir neden gösterilemiyor çünkü yazarın eşcinsel kimliği, yazar hakkındaki FBI raporunda geçen bir cümlelik eşcinsellik şüphesi haricinde, göz ardı edilmiş durumda. Yazarın zamanına göre çok açık olarak yaşadığı eşcinsel kimliğinin ve buna bağlı olarak sürdürdüğü cinsel mücadelesinin; hayatındaki ve eserlerindeki yansımalarını görmezden gelmek, Baldwin’in varoluşunun, felsefesinin ve sonuç olarak kendisinin, izleyiciye tatmin edici bir şekilde anlatılmakta yetersiz kalınmasıyla sonuçlanıyor.

James Baldwin’in belgeselde böylesine heteroseksüel kodlarla tanımlanması ve mücadelesinin ırka, kendisinin de siyahi Amerikalıların sözcülerinden biri konumuna indirgenmesi, tarihsel gerçeklikle uyuşmadığı gibi siyahi Amerikalıların kendi aralarında da aşamadıkları ayrımcılık sorununu irdelememek anlamına geliyor. Cinsel yöneliminden dolayı beyaz liberallerin alaylarıyla karşı karşıya kalan Baldwin’in Kara Panterler grubunun da saldırılarına maruz kalması gerçekte, azınlıklarla ilgili çok kilit problemleri fark etme ve tartışma olanağı sunuyor: Belirli bir hiyerarşi oluşturularak ayrıştırılanlar, içlerinde kendi hiyerarşilerini oluşturup yeni ayrıştırılanlar yaratırlar mı ve ortak bir otorite tarafından baskı görmek, baskılananların aynı gemide olduklarını hissetmeleri için yeterli midir ?


I am Not Your Negro, ırk ve politika eksenine sıkışmış ve bundan kurtulmak da istememiş bir yapım profili çizerek bu soruları sormaya yanaşmıyor. Baldwin, son denemelerinden biri olan “Ucubeler ve Amerikan Erkeklik İdeali”nde (Freaks and the American Ideal of Manhood, 1985) kişinin cinsellik fikrinin ancak büyük bir şiddetle kendilik fikrinden boşanabileceğini veya uzaklaşabileceğini söyler. Yani Baldwin için cinselliği, ırkı gibi kendini oluşturan ve koparılması pek zor olan varoluşsal parçalarındandır. I am Not Your Negro, James Baldwin’i büyük bir kuvvetle cinselliğinden ayırarak yazarın kendilik fikrini bölüyor. Bundan geriye kalan ve bize sunulan şeyi ise gerçekçi bir Baldwin portresi olarak tanımlamak güç.

298 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör