top of page
  • İltan Bayer

Hayat: Erkeklerin Kıskacında Bir Kadın Hikayesi

Zeki Demirkubuz’un uzun bir aradan sonra tekrar sinemaya döndüğü Hayat, daha önceki Zeki Demirkubuz filmlerinde pek sık rastlamadığımız bir şey yapıp bir kadın hikayesi anlatmaya kalkışıyor. İlk yarısında ana karakterimiz yine bir erkek olsa da ikinci yarıda Demirkubuz bize bir kadın hikayesi anlatacağınıı vadediyor. Her ne kadar daha önce Zeki Demirkubuz sinemasında kadınların başrolde olduğu filmler görsek de C Blok’ta varoluş sancıları, Kıskanmak’ta  ise kıskanma duygusu öne çıkan temalardı. Hayat ise bir kadının yaşadığı sorunları ele alıyor ama bu sorunları ve kadın karakterini oldukça yanlış bir noktadan ele alıyor. Kötü yazılmış bir kadın karakter ve onun etrafındaki toksik erkeklerden ibaret olan Hayat  seyircide hayal kırıklığı yaratıyor. 


Film, zorla evlendirilmeye çalışıldığı için evden kaçan Hicran'ın ve onun peşinden İstanbul'a onu bulmaya giden nişanlısı Rıza'nın ekseninde dönüyor. Rıza karakteri, Kader ve Masumiyet filmlerindeki Bekir karakterinin adeta bir yeniden yaratımı. Ancak Demirkubuz, Masumiyet’te Bekir’in toksik yanlarını göstermekten kaçınmazken Rıza’yı masum bir karakter gibi resmetmeye çalışıyor. Yine de Rıza, yalnızca bir kere gördüğü bir kadının peşinden gitmesi, görücü usulü evlendirilmeye çalışılan Hicran’ı kaçtığı için suçlaması, sokakta onu takip etmesi, bir kere gördüğü kadını yıllarca kafaya takması ve Hicran için adam öldürmesi gibi eylemleriyle en az Bekir kadar toksik ve takıntılı bir karakter. Filmin en rahatsız edici taraflarından biri ise Rıza’nın film boyunca romantize edilerek anlatılması ve film ilerledikçe daha masumane bir karaktere dönüştürülüyor oluşu. Rıza karakterine bu kadar dram yüklenmesi ve sanki asıl mağdur oymuş gibi gösterilmesi öyle bir noktaya gidiyor ki filmin sonlarında Rıza, Hicran’ı yaptığı şeyler için affettiği bir konuma getiriliyor. Nihayetinde, vicdanıyla hesaplaşan kişi Hicrana yaşattığı bunca şeye rağmen Rıza değil de film boyunca mağduriyete maruz kalmış Hicran oluyor.  Hayat; ilk yarısında seyircinin Rıza karakterine üzülmesi, ona empati kurması için çaba sarf ederken kadın karakteri Hicran'ı neredeyse göstermiyor bile. Hatta filmin ilk yarısı boyunca Hicran, Rıza’nın aksine diğer karakterler tarafından oldukça kötü resmediliyor. Filmin ilk 90 dakikasında Hicran’ı doğru düzgün görülmezken Rıza’nın Hicran’la beraber olan erkeği öldürmesiyle film kesiliyor ve hikaye Hicran’a dönüyor, en azından dönmeye çalışıyor.



Hayat'ın Hicran karakterine geçişi seyircide filmin devamında Hicran’ı tanıyacağı hissi uyandırsa da Demirkubuz bunu sağlayamıyor. Hicran’ın hikayesinin en büyük sorunu, Zeki Demirkubuz'un kadın karakter yazmadaki başarısızlığı: Hicran karakteri o kadar yüzeysel ve kötü yazılmış bir karakter ki izlerken karakterin bir erkeğin elinden çıktığını fark etmemek imkansız. Hicran çoğu anda sevgisiz, kötü yola düşen, neredeyse hiç konuşmayan, sürekli erkekler tarafından hayatı şekillendirilen oldukça pasif bir karakter. Hicran'ın tüm bu özellikleri Zeki Demirkubuz'un kadınlara bakış açısı hakkında da az çok bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Hikayedeki bir diğer sorunlu nokta ise hikayenin toksik erkeklerden Hicrana geçiş yapmak yerine hikayeye daha fazla toksik erkek karakter dahil edip onları anlatmaya başlaması. İkinci yarıda seyirci Hicran’ı tanımak, onun hikayesini izlemek yerine ‘orospu’ diye kızını döven bir babanın duygusal anlarını ve Hicran’ı manipüle etmeye, kendini acındırmaya çalışan kocasının bitmek bilmez diyaloglarını izliyor. İkinci yarı Hicran'ın hikayesi olacakken Hicran bu erkeklerin gölgesinde kalıyor ve film onu tanımamız için yeterli alanı açmıyor. Filmin finaline doğru Hicran’la Rıza yüzleşiyor ve Hicran bu yüzleşmeden sonraki sahnede bir katarsis anı yaşıyor. Bu sahneyle film, hem final yapacak gibi hissettiriyor hem de ilk defa Hicran’ın duygularını bu kadar yoğun gösteriyor. Ancak film burada da bitmeyip Hicran’ın yaşadığı bu katarsisin sebebini, Rıza’nın onun yüzünden hapse girdiği için suçluluk duyması olarak okunacak bir noktaya kadar itiyor. Finalde ise Demirkubuz, Hicran ve Rıza’yı bir araya getirip bunu mutlu bir son olarak resmediyor. Hicran’ın film boyunca yaşadığı onca şeyden sonra hikayenin başında kaçtığı hayatın ona mutlu bir son olarak verilmesi, Hicran’ın onu döven babasını affedecek kişi değil de ‘orospu’ olduğu için babası tarafından affedilecek kişi konumuna gelmesi ve filmin tüm bunları ümit, mutluluk vadeden bir final altında birleştirmesi de filme muhafazakar bir yorum katıyor diyebiliriz.



Film hem 193 dakikalık uzun süresi hem de teknik olarak Demirkubuz’un önceki filmlerinden daha özenli olmasıyla Nuri Bilge Ceylan’a meydan okuyormuş hissi uyandırıyor. Bu meydan okumanın sonucunda ise Ceylan’ı geçtiğini söylemek maalesef mümkün değil. Hayat, bir Nuri Bilge Ceylan filmi kadar uzun olsa da içerik olarak o kadar dolu değil. Demirkubuz 193 dakikayı hikayeye katkısı olmayan diyaloglar ve komedi ögeleri ile doldurmaya çalışmış, bunun sonucunda da ortaya birbirinden kopuk sahnelerden ibaret bir film çıkmış gibi. Özellikle filmin ilk yarısındaki yan karakterlerin ne olay örgüsüne ne de karakterleri tanımamıza yararı dokunuyor. Bu ögeler filmi belki daha akıcı yapıyor ama film bittikten sonra varlıklarını sorgulamamak elde değil. Ceylan’la aynı görüntü yönetmeniyle çalışan Demirkubuz, görsel olarak önceki filmlerinde olmayan bir etkileyicilik yakalasa da NBC’yle kıyaslanacak seviyeye gelmiyor. Filmin öne çıkan bir yanı var ise o da oyunculuklar. Her Demirkubuz filmi gibi bu filmin kadrosu için de uğraşıldığı kesin. Filmdeki oyunculukların hepsi çok iyi. Miray Daner, özellikle değinilmesi gereken bir oyunculuk sergiliyor ve ancak onun oyunculuğu ile Hicran’la empati kurabilmek mümkün oluyor. Bu kadar kötü yazılmış bir role sahip olmasına rağmen yine de oyunculuğuyla karakteri bir nebze kurtardığı söylenebilir.


Kısacası Hayat,  öznesi bir kadın olmasına rağmen erkekler tarafından ele geçirilen eril bakış açısının dışına çıkamamış bir film. Film, romantize edilen toksik erkekler, erkekler konuşurken hep susan bir kadın, hikayeye etkisi bile olmayan erkek mizahı gibi öğelerle dolu. Demirkubuz’un film prömiyeri boyunca verdiği soru cevaplarda "Kadınlar böyle işte" "Kadınlar önce saklar, sonra patlatır" gibi cevaplar vermesi kadınlar hakkında aslında hiçbir şey bilmeyen biri olduğunu, sığ ve maskülen bir bakış açısına sahip olduğunu gösteriyor. Hayat ise maalesef Demirkubuz'un tüm bu düşüncelerinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir film. Zeki Demirkubuz Hayat’ta ne sıkça yan yana getirildiği  Nuri Bilge Ceylan’a yaklaşabiliyor ne de kendi eski formunu yakalayabiliyor ve zamanının artık geçtiğini gösteriyor.

181 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page