top of page
  • Lisa Gül Araz

EKONOMİK MUCİZENİN ANATOMİSİ: MARIA BRAUN'UN EVLİLİĞİ


1978 tarihli Maria Braun’un Evliliği, geçtiğimiz aylarda Sinematek’in, Genç Alman Sineması seçkisi dahilinde seyirciyle buluşturduğu filmlerden biriydi. Alman sinemasında 1960’lı yıllardan 80'lere kadar etkin olmuş Genç Alman Sineması, birden fazla yönetmen kuşağının üretimlerine işaret eden bir dönemselleştirmedir. 1962 yılında 26 sinemacının bir araya gelerek Oberhausen Kısa Film Festivali sırasında gerçekleşen bir basın toplantısıyla ilan ettikleri manifesto ile, eski sinemanın öldüğünü ve genç sinemacılar tarafından üretilen yeni bir sinema dilini müjdeleyen kısa filmlerin -başka ülkelerde de olduğu gibi- Alman sinemasının geleceği olduğunu iddia ederler. Alexander Kluge’nin Venedik Film Festivali’nde büyük ilgi gören Düne Veda (1966) filmi, grubun uzun metraj üretiminin başlangıç noktası kabul edilir. Temelde dönemin uluslararası avangard sinemasından ve elbette Fransız Yeni Dalgası’ndan etkilenerek ortaya çıkan grubun, yeni yetişen sinemacıların da eklemlenmesiyle 80’li yıllara kadar uzanan üretimlerini kapsayan Genç Alman Sineması’nı iki döneme/jenerasyona ayırarak düşünmek, dönemin genel hatlarını anlamak açısından yardımcı olabilir. Elsaesser’e göre birinci jenerasyon (Kluge, Straub) avangard sinema etkisinde kendilerini ticari sinemadan ayırarak biçimsel samimiyeti hedefleyen filmler yaparken ikinci jenerasyonla (Fassbinder, Herzog, Wenders, Syberberg) Genç Alman Sineması daha geniş bir izleyici kitlesine ve uluslararası tanınırlığa da ulaşarak bir tür ulusal sinemaya dönüşür.

Elsaesser’in Genç Alman Sineması’nı bir ulusal sinema olarak düşünebileceğimizi söylemesinin nedeni bu başarılı yönetmen sinemalarının Alman kimliği ve tarihini de eleştirel bir biçimde filmlerine konu etmeleridir. Özellikle 70’lerin Batı Almanyası’nın 1977 Sonbaharı ile sonuçlanan siyasi açıdan çalkantılı dönemi sonucu, bu eleştiriler boyut değiştirerek 70'lerin sonunda Alman tarihine ve sosyolojisine panoramik bakışlar atan filmlerle kendini gösterir.


Rainer Werner Fassbinder’in Maria Braun’un Evliliği filmi de bu trendin -seçkide yer alan Trotta’nın Kurşun Yıllar ve kolektif çekilen Sonbaharda Almanya filmleriyle birlikte- bir örneğidir. Fassbinder, 1969 yılında daha çok birinci jenerasyonun deneysel ruhunu taşıyan filmlerle başlayan yönetmenlik kariyeri boyunca aile kurumu, toplumsal sınıflar, Alman toplumunun yabancı karşıtlığı, göçmen işçiler gibi temaları sıkça işlemiştir. Maria Braun’un Evliliği, Lola ve Veronika Voss filmlerinden oluşan 1978-1982 yılları arasında çektiği Bundesrepublik Deutschland üçlemesinde ise savaş sonrası ekonomik mucize olarak adlandırılan toparlanma/inşa yıllarını ele alır. Ekonomik mucize dönemi olarak adlandırılsa da, savaştan sonra tek toparlanması gereken ekonomi değildi elbette. Yıkık dökük binaları ve ulusu yeniden inşa etmek gerekiyordu. Üçlemenin ilk filmi olan Maria Braun’un Evliliği; savaşın ortasında, patlamaların gölgesinde kıyılan bir nikah töreniyle başlar. Savaşın ardından Hermann’ın hapse girmesiyle birlikte filmin sonuna dek bir araya gelemeyen bir çiftin hikayesidir izleyeceğimiz. Maria, cezaevindeki ilk görüşmelerinde şimdi ne yapacağını soran kocasına kendinden emin bir şekilde şunları söyler: “İlk önce çalışmayı öğrenmem gerekiyor, ardından işe gireceğim ve tekrar bir araya geldiğimizde hayatımıza birlikte başlayacağız.”

Fassbinder’in sıkça işlediği şekliyle aşk -homoseksüel ilişkiler de dahil olmak üzere (Petra von Kant, Faustrecht der Freiheit)- bir güç ilişkisi, evlilik ise bir sözleşmeden ibarettir. Maria Braun filmin başından sonuna kadar bunun bilincindedir. Bilincinde olduğu bir diğer şey ise, savaş sonrası değişim yıllarında iş dünyasında bir kadın olarak var olmanın yeni düzene ayak uydurmayı öğrenmekten ve değişmekten geçtiğidir. Maria düzene ayak uydurmayı başarır: bağımsızlığını koruyabilmesi için gerekli görerek patronu Oswald’la kurduğu ilişkinin kocasıyla ilişkisinden üzerine oturduğu temeller bakımından farklı olduğunu büyük bir kayıtsızlıkla kavrar. Ama bir güç ilişkisi olarak aşk, en çıplak tezahürüne Oswald ve Hermann’ın cezaevinde yaptıkları gizli anlaşmada ulaşır. Oswald miras sözleşmesinde tüm mal varlığının yarısını Hermann’a bıraktığını açıkladığı cümlelerin ardına şu notu ekler: “Hermann Braun, kendisine ait olmayan bir aşka saygı duyarak, insani olarak beklenebilecek olandan fazlasını feda etti. Yalnızca hizmet edebilenler hükmedebilir. Hermann, çok az kişinin sahip olabileceği bir güce sahip olma hakkını kazandı.” Bu satırlarda ifadesini bulan soğukkanlılık, ekonomik mucize döneminin yansımasıdır -filmde daha önce de dillendirildiği üzere duygular için iyi bir zaman değildir. Fassbinder, Maria Braun ve Lola’nın ancak meydana geldikleri dönemde ortaya çıkabilecek hikayeler olduğunu belirtir ve bu hikayelerin aynı zamanda Alman Federal Cumhuriyeti'nin bütünlüklü bir resminin kendine özgü demokratik hatları olan tehlikelerini ve cazibelerini anlamamıza yardımcı olan parçaları sunmasını umduğunu da ekler.


Filmin başındaki nikah töreni, giriş jeneriğinin arka planında yer alan Hitler resminin patlama sonucu parçalanıp düşmesinin ardından kadraja girer. Patlamayla başlayan filmin finalinde, döngüsel bir biçimde Maria’nın Hermann ile birlikte yaşamak için kurduğu ev de patlar. Bu sahneye eşlik eden 1954’te Batı Almanya’nın Macaristan ile oynadığı dünya şampiyonası finalinin yayını ise yerle bir olan eve rağmen adeta yayının sonunda spikerin coşkuyla haykırdığı zaferi duyabilmemiz için devam eder: “Her şey bitti! Almanya dünya şampiyonu!”. Ekonomik mucize döneminin yeniden inşa hedefine ulaşmasının sembolik bir ifadesi olan bu galibiyet ile karakterlerin sürüklendiği yıkımın oluşturduğu tezat filmi sonlandırır.


Maria Braun’un Evliliği, gişede büyük bir başarıya ulaştı ve Genç Alman Sineması’nı uluslararası pazara tanıttı. Ama Genç Alman Sineması denince akla ilk Maria Braun’un Evliliği’nin gelmesinin pek de yanıltıcı olduğu söylenemez. Eleştirilerinin geçmişle yüzleşmekten ibaret olduğunu söylemek doğru olmayacaksa da, bu iradeyi hakkıyla göstermiştir Genç Alman Sinemacılar kuşağı.



Kaynakça:

Thomas Elsaesser, Fassbinder’s Germany: History, Identity, Subject, Amsterdam University Press, 1996.



110 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page