• Görüntü Dergi

EBRU ÖZYURT İLE KARANLIKTA UYANANLAR'IN IŞIĞINDA TÜRKİYE SİNEMASINDA SANSÜR VE UYANIŞLAR

Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum yönetim üniversitenin tüm kurum ve kuruluşlarını olduğu gibi öğrenci faaliyetlerini de kendi tekeline alarak işlevsizleştirmeye çalışıyor. Bu yolda başvurduğu baskı yöntemlerinden biri de Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün her yaz düzenlediği açık hava gösterimleri için seçilen filmlerden LGBTİA+ içerikli olanları sansürlemek oldu. Bu fobik yaptırımlara karşı öğrenci kulüpleri dayanışarak tepkisini gösterdi. Bu hikaye Boğaziçi için yeni sayılsa da Türkiye’ye baktığımızda iktidarların fikir ve sanat ürünlerini hedef aldığı gerici politikalarla dolu bir tarih görüyoruz. Yükselen işçi hareketleriyle birlikte iktidar ve faşist kesimler, işçilerin bu filmden etkilenerek hakkını aramasından korkmasıyla Karanlıkta Uyananlar’a karşı sansür ve linç girişimlerinde bulunuyor. “Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar” belgeseli ise filmden yıllar sonra Ebru Özyurt tarafından hazırlanıyor. Toplumsal değişimler, sendikalaşma, Türkiye sinemasında emeğin ve işçi sınıfının temsili, kolektif çalışma ve ürünleri, dayanışma, sansür ve linç gibi bağlamlarda tanıklık üzerinden bir söylemle hazırlanan belgeselin yönetmeni Ebru Özyurt ile Karanlıkta Uyananlar özelinde sansür hakkında söyleştik.


Karanlıkta Uyananlar filmini ilk ne zaman izlediniz? Belgesele başlarken motivasyonunuz neydi? Film ekibine ulaştığınızda onlardan nasıl dönüşler aldınız? Çekim süreciniz nasıl geçti?


Tez danışman Hocam Prof. Dr. Oktay Yalın, sinema sanatta yeterlik ( doktora) tez konusu olarak Ertem Göreç ve Karanlık Uyananlar filmi üzerine bir çalışma yapmayı düşünür müsün diye sormuştu. Böyle bir çalışmayı yapabilirsem, bunun kalıcı olacağını belirtmişti. Ertem Göreç o sırada 88 yaşındaydı. Doç. Dr. Hakan Aytekin Hocamızın yardımları ile Ertem Bey’in telefonuna ulaştım. Ertem Bey ile başlangıçta kısa bir telefon görüşmemiz oldu. O dönemde sinema sanatta yeterlik projesi üzerine çalışma yaparken aynı zamanda Adana Altın Koza Film Festivali’nin basın koordinasyon ekibindeydim. Festivalin basın lansmanının yapıldığı gün Ertem Bey, lansmana katılan son kişi olarak kapıda karşıma çıktı. Sanki bu olay, benim için bir işaretti. O anda bu belgeselin olabileceğini düşündüm. Lansman çıkışında Ertem Bey’e kendisi ve Karanlıkta Uyananlar ile ilgili bir belgesel çekmek istediğimi belirttim. Kabul etti. Tez danışman hocamla Ertem Bey’i üç defa ziyaret ettik. Üçüncü ziyaretimizde ve 1 Mayıs’ta Ertem Bey’in röportajını gerçekleştirdik. O röportajdan sonra Ertem Bey ile bir daha yüz yüze görüşme imkanımız olmadı. 2021 senesinin 12 Mart’ında Ertem Bey’i kaybettik. Ayla Hanıma röportaj için gittiğimizde ise, Beklan Bey ile birlikte filmin hem yapımcısı hem de başrol oyuncusu oldukları için yapım sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlattı. Necip Bey’in röportajını ise, film ve kitap arşivinin bulunduğu mekanda gerçekleştirdik. Necip Bey, filmin post prodüksiyon sürecini ve sinemada stüdyolarda başlayan, kendisinin de işçi temsilcisi olarak yer aldığı sendikalaşma süreci ile ilgili bilgileri paylaştı. Tolga Tigin ise film sırasında yaşadıklarını ve o dönemin sanatçıları arasındaki dayanışmayı bize aktardı. Melih Biçer ise çekimleri gerçekleştirdiğimiz dönemde Sine- Sen’in Yönetim Kurulu Üyesi idi. Disk arşivine ulaşmamızda çok önemli yardımları oldu. Ayrıca sinema çalışanlarının 1977 senesindeki İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşlerini anlatarak, Ertem Bey’in kurucuları arasında yer aldığı Sine-İş sendikası ile Sine-Sen arasında bağlantıyı kurmamızı sağladı. Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgeseli; araştırma süreci ve yapım süreci göz önüne alındığında iki sene içinde tamamlandı.


Filme gelen saldırıları siz nasıl yorumluyorsunuz?


Karanlıkta Uyananlar, Türk sinemasında işçi sınıfını, sendikal mücadeleyi, toplu sözleşme ve grev hakkını konu alan ilk film olduğu için bu saldırılara maruz kaldığını düşünüyorum. Film önce sansüre karşı hukuki mücadele veriyor ve kazanıyor ancak hemen ardından salonlara saldırılar başlıyor. İzmir’de bir yazlık sinemaya ses bombası atılıyor. İşçilerin hak arama taleplerinin yükseleceğinden korkan çevrelerin örgütlediği bazı gruplar, sinemacıları ve izleyicileri korkutarak filmin vizyonda kalmasını engellemişler.


Karanlıkta Uyananlar sansüre uğrayan ilk film değildi, son film olmadığı da aşikar. Bu konuda Türkiye sinemasında sansürün yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Türk sineması tarihi boyunca sansürden çok çekmiş. Ertem Göreç, Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgeselinin çekimleri sırasında Metin Erksan’ın yönettiği Aşık Veysel’in hayatının anlatıldığı “Karanlık Dünya” ( 1953) filminin sansür kurulundan geçmesi için montaj düzenlemeleri yaptıklarını anlatmıştı. Filmdeki çorak toprak görüntülerini çıkarıp onun yerine Amerikan Haber Ajansı’ndan alınan, büyük ve verimli araziler ile modern biçerdöverlerin yer aldığı görüntüleri eklediklerini belirtmişti. Film ancak bu haliyle sansür kurulundan geçebilmişti. 1977’te yüzlerce sinema emekçisinin İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşü, yapılmak istenen sansür düzenlemesini protesto etmek içindi. Türk sinemasının tarihine baktığımızda en büyük mücadeleyi sansüre karşı verdiğini görüyoruz. Yabancı dağıtım şirketlerinin egemenliği ve salonların el değiştirmesi de aynı sorunun bir başka tezahürü...


Filmin yönetmeni, senaristi, yapımcısı, oyuncusu, filme emek veren tüm insanların sonrasında ortaya koyduğu eserlerde maruz kaldıkları sansürün izlerini görebiliyor muyuz? Sizce sansür sanatı nasıl etkiler?


Karanlıkta Uyananlar filmi, Ertem Bey’in belgeselde de belirttiği gibi sansür, filme uygulanan baskılar ve sabotajlar nedeniyle sinemacıların ve halkın korkutulmasıyla Karanlıkta Uyananlar filmi vizyondan kısa sürede kalkıyor. Filmin yapımcıları para kazanamayınca, yapmak istedikleri başka projeleri gerçekleştiremiyor. Ayla Hanım röportajımız sırasında filmden sonra Filmo Limited’i kapatmak zorunda kaldıklarını anlatmıştı. Kısaca o ekip ses getiren başka film projeleri yapabilirdi ama bunun mümkün olamadığını anlıyoruz.


Karanlıkta Uyananlar’a karşı oluşturulan linç girişimleri ya da uygulanmaya çalışılan sansürler olmasaydı filmin macerası nasıl ilerlerdi? Toplumda uyandırdığı etkide değişimler gözlemleyebilir miydik? O dönemlerdeki işçi hareketinde daha güçlü bir karşılık bulur muydu?


Karanlıkta Uyananlar filmi hiçbir sansür ve linç girişimi ile karşılaşmasaydı bence bu filme benzer filmler çekilirdi diye düşünüyorum. Klasik anlamda bir “Yeşilçam prodüksiyonu” değil. Ertem Bey’in de belgeselde belirttiği gibi Yeşilçam’ın dışından gelen para ile, Ayla Algan ve Beklan Algan’ın babalarının verdiği parayla çekilen, hatta imece usulü ile çekilmiş bir film. Fikret Hakan, yapım masrafları artınca kendisine yapılacak ödemelerden feragat ediyor. Filmde çok sayıda işçi gönüllü olarak yer alıyor ve tüm ihtiyaçları sendika tarafından karşılanıyor. En önemlisi de Türk sinemasının önemli sendikalarından biri olan Sine -İş’in kuruluş çalışmalarının bu filmle paralel yürümüş olması.


Filmde gördüğümüz hikayede işçilerin grev için ikna olması, sendikaya inanması/güvenmesi zaman alıyor. Filmin sonuna kadar tam bir birleşme görmüyoruz. Yapım aşamasında da sendikalardan pek çok destek geliyor filme. Karanlıkta Uyananlar işçilerden nasıl tepkiler alıyor? Filmde gördüğümüz güvensizliğin yansımaları yapılan yorumlarda da karşımıza çıkıyor mu?


Filme en büyük destek, dönemin işçi liderlerinden Kemal Türkler’den geliyor. Filmde işçi topluluklarının yürüyüşü ile ilgili sahnelerin çekilmesi, Kemal Türkler sayesinde gerçekleşiyor. Bunun en büyük nedeni; Ertem Göreç ile Kemal Türkler’in daha önce birbirlerini tanımaları... Kemal Türkler’in isteği ile Ertem Göreç, en önemli işçi eylemlerinden biri olan Kavel Grevi’ni çeken ekibe de katılıyor. Lütfi Akad, Metin Erksan ve Ertem Göreç’in kurucuları arasında olduğu sinema sektöründe önemli sendikal oluşumlardan biri olan Sine -İş sendikasının kurulma aşamasında ise Kemal Türkler’den yine destek sağlanıyor. O dönemde filmi izleyen işçilerin filme tepkisi ile ilgili özel bir çalışmam olmadı.

71 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör