• Seher Şahin

AŞKIN EN GÜZEL TANIMI: WONG KAR-WAİ EVRENİ

Güncelleme tarihi: 27 Haz



Asırlardır aşk ile ilgili binlerce kitap, şiir yazıldı; filmler, diziler çekildi. Aşk, tanımı yapılamayacak kadar uçsuz bucaksız bir konu fakat Wong Kar Wai iki saat içinde bu duyguyu bize öylesine güzel ve şiirsel bir şekilde anlatıyor ki bu garip duyguyu her formu ile görüyoruz, duyuyoruz, v kimi zaman tam olarak içimizde hissediyoruz. Aşkı bu kadar güzel anlatan bir adam nasıl aşık oluyordur, nasıl seviyordur diye düşünmeden de edemiyoruz. Wong Kar-wai filmlerini birkaç cümle ile özetlemek gerekseydi “şiir gibi filmler” derdik. Film izlerken şiir okuyormuş hissettiren harika bir yönetmen Wong Kar-wai. Wong Kar-Wai’nin en sevilen filmlerinden olan In the Mood for Love ve Chungking Express, yönetmenin tarzını en çok yansıtan örnekler arasında.



En bilineni ve en sevilen filmlerinden biri In the Mood for Love, izleyen birçok insanda buruk bir his bırakıyor.. Aşk bu kadar güzel bir duygu iken nasıl bu kadar acı verici olabilir diye sorgulatıyor. In the Mood for Love, aşkı ve aşkın imkansızlığını şiir gibi anlatıyor. Filmi edebi bir boyuta taşıyan unsur belki de edebi bir eserden esinlenmiş olunmasıdır ama filmi şiirsel yapan etken aşk adamı Wong Kar-wai’nin kalemidir. Wong Kar-wai’nin en iyi yaptığı işlerden biri hiç şüphesiz sahne ve müzik seçimleri. Zaten bu filmi şiirsel bir forma kavuşturan etken de slow-motion eşliğinde çalan o muhteşem beste. Filmde sık sık duyduğumuz Shigeru Umebayashi tarafından beslenen Yumeji’s Theme, filmin ruhunu oluşturuyor. Slow-motion çekimler, arka fondaki o buruk müzik, başrolümüz Maggie Cheung’in her sahnede değişen muhteşem kıyafetleri ve onun yavaş çekim eşliğinde izlediğimiz muhteşem vücut kıvrımları… Film, başrollerimiz Bay Chow ile Bayan Chan’ın aynı apartmanın iki farklı odasına taşınması ile başlıyor. İlk andan itibaren ikilinin arasındaki duygusal tansiyonu en derinden hissetmek mümkün. In the Mood for Love’ı sadece aşk filmi olarak betimlemek bu esere büyük haksızlık olur çünkü izleyiciye aşktan daha fazlasını gösteriyor.



Chungking Express filminde yine aşka farklı formlarda ve farklı hikayeler üzerinden tanık oluyoruz. Amerikalı ünlü yönetmen Quentin Tarantino bu film için hayran kaldığını ve filmden çıktığında ağladığını söylemiş. Ağlama sebebi ise filmin duygusal bir film olması değil filme hayran kalmasıymış. İki hikayeden oluşan bu filmde farklı başlangıçlarla ve farklı sonlarla iki aşk hikayesi karşılıyor bizi. Aşk acısı ile baş etmeye çalışan iki farklı adam ve bu dönemde karşılarına çıkan iki kadın.



Baştan sona karakterlerden duyduğumuz her replik iyi bir romanda altı çizilmiş cümleler gibi. "1 Nisan'da ayrıldık. Her gün, son kullanma tarihi 1 Mayıs olan bir kutu ananas alıyorum. May, ananası sever ve 1 Mayıs benim doğum günüm. Eğer May, ben otuz kutu alana kadar fikrini değiştirmezse aşkımızın da son kullanma tarihi geçecek." diyerek başlıyor ananas metaforu. Filmin ilk bölümünde konserve ananas ile ilişkilere dair çok güzel tanımlamalar yapıyor Wong Kar-wai. “İnsanları tanımaya çalışmak boşuna çabalamaktır. Bugün ananas seven yarın sevmeyebilir.” en çarpıcı repliklerden biriydi. Bizleri çok etkileyen her repliği yazarsak muhtemelen çok uzun bir yazı olur. Filmin her repliği özenle yazılmış ve etkileyiciydi. Belki de filmi bu kadar özel yapan etken de budur. Chungking Express ile hayatımıza giren California Dreamin’ şarkısı adeta hikayenin başka bir karakteriymiş gibi film bitene kadar belki de onlarca kez çalıyor. Film boyunca iki hikaye var ve iki şarkı etrafında dönüyor hikaye. Zaten Wong Kar-wai aynı müzikleri sahneler arasında sürekli ve sürekli kullanmaya bayılan birisi ve bu filmde de California Dreamin’ ve Things in Life şarkılarını sık sık duyuyoruz. Sarı peruklu güneş gözlüklü kadın ve çocuksu tavırları ile uyurgezer bi sarhoşluğa sahip Faye gibi California Dreamin ile Thing in Life arasında keskin çizgiler var ama bu zıtlık rahatsız etmiyor, aksine tatlı bir etki bırakıyor. Diğer bir yandan, bu kadar muhteşem bir sinematografiye sahip bir filmin sadece ve sadece el kamerası ile çekilmiş olması inanılır gibi değil. Söylenenlere göre Wong Kar-wai çok kötü hissettiği bir dönemde daha iyi hissedebilmek adına başlamış bu senaryoya. Sabahları senaryosunu yazdığı bu filmi akşamları da el kamerası ile çekmeye başlamış. Her karesi adeta bir fotoğraf karesi gibi olan bir filmin sadece el kamerası ile çekildiğini öğrenmek oldukça şaşırtıcıydı. Filmi bitirdikten sonra istemsiz olarak eşyalarla konuşmaya başlayabilir, çok yüksek seslerde müzik dinleyerek düşüncelerinizi bastırmaya çalışabilir, koşarak üzüntülerinizi bastırabileceğinizi düşünebilir ve son kullanma tarihlerine eskisinden daha çok önem vermeye başlayabilirsiniz, uyaralım.



Wong Kar-wai filmleri; replikleriyle, müzikleriyle, oyuncu seçimleriyle, büyüleyici sinematografisi ile her açıdan sinemaseverleri tatmin edebilecek harika eserler. Herkes mutlaka bu usta yönetmenle tanışmalı, dünyaya ve en önemlisi aşka onun penceresinden bakmalı. Şiddetle önerilir!

198 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör